31 Ekim 2011

Adaleti boşver, düzene gel

Biliriz ki, kolluk güçleri adaleti değil düzeni sağlar. Sistemin sorunları, zaafları, eşitsizlikleri onların derdi değildir. Onlar ‘suçlu’yu yakalar ve içeri atar. Bu sebeple, In Time’da da bir kesim ölümsüzlüğü tatsın diye fakirlerin ölmesi kimsenin umurunda değildir...



Andrew Niccol’ün sistemle(rle) sorunu olduğunu biliyoruz. Senaryosunu yazdığı ‘The Truman Show’ ile yazıp-yönettiği Gattaca, Simone ve Lord of War, hepsi aynı şeyin etrafında dolaşıyor, günümüz insanının sistem ve güçlü olan karşısındaki konumunu irdeliyor. ‘In Time’ da bu toplama rahatlıkla dahil edilebilir.

İnsanların 25 yaşından sonra yaşamak için zaman kazanmak zorunda olduğu bir gelecek... Her gün çalışarak, soyarak, öldürerek bir gün daha yaşamaya hak kazanılır. Tabii ki, zengin-fakir ayrımı başrolde. Zenginlerin zamanı sınırsız. Yani ölümsüzler. Gettolarda yaşamaya çalışan fakirlerden Will Salas ise bu düzene dur demek zorunda kalır!

Niccol, In Time’da öyküsünü basit bir şekilde kuruyor aslında; günümüzü, gündelik siyaseti küçük farklarla geleceğe taşıyor. Para yok, yerine zaman var. Salas’ın soyduğu kadına dediği gibi: ‘Ya paran, ya canın’ demek anlamsız olur, ikisi de aynı şey ne de olsa. Ve dünyanın efendisi zaman da değildir üstelik. Her zaman olduğu gibi bu dünyada da imtiyazlılar, iyi yaşayanlar ve ölüme terk edilenler var. Hatta bazılarının yaşaması/ ölümsüz olması için bazılarının ölmesi gerekiyor. Düzen böyle işler.


Gündelik yaşamı, sıradan insanları ve sistemdeki sorunları daha önce silah ticareti, medya, iktidar üzerinden masaya yatıran Niccol, burada da hikayesi için birkaç metafor yaratıyor, keza gelecek günümüzün bir aynası adeta. Sınıfsal farklar, eşitsizlikler, uçurumlar… Ve insanlık tarihinin ebedi sorunu gelecekte de farklı tezahür etmiyor. Günümüzde nkonformizm dönüşüyor, gelecekte ‘zaman’ yaşamın kendisi haline geliyor. ''Zamanın varsa hayatın var demek'' bir anlamda. Günümüzde para kazanmak için hayatından/ hayatında bir şeyler yaşamaktan vazgeçmek zorunda kalanlar olduğu gibi, gelecekte de döngü bozulmaz, zamanı kalmayanlar ve zamanı yaşayanlar olarak ikiye ayrılır insanlık.

Niccol, bu kez meseleyi biraz daha didaktik bir şekilde ele alıyor. Zenginler dünyayı sömürüyor, buna başkaldıran kahramanlar da değiştirmeye çalışıyor! Will ve Sylvia, bu Robin Hood’luk oyununda bir nevi Bonnie ve Clyde olurlar ve sisteme karşı savaş açarlar. Ancak, öyküdeki kopukluklar ve dramatik yapıdaki boşluklar nedeniyle bu savaşın içi doldurulamıyor ve ‘hızlı kurgu’nun bu açıkları daha da görünür kılması nedeniyle ‘dünyayı değiştirme’ fikri kağıt üzerindeki kadar basit kalıyor.

Niccol, filmdeki elle tutulur eleştirisini ise ‘zaman koruyucusu’ Raymond Leon üzerinden yapmayı başarıyor. Devletin görevlisi adı üstünde zamanın koruyucusudur ama aslında düzenin devam etmesini sağlar. Biliriz ki; kolluk güçleri, polisler adaleti değil düzeni sağlar. Sistemin sorunları, zaafları, eşitsizlikleri onların derdi değildir. Onlar ‘suçlu’yu yakalar ve içeri atar. In Time’da da Leon'un ağzından duyarız. Derdi adalet değildir. Sırf bir kesim ölümsüzlüğü tatsın diye fakirlerin ölüyor olması umurunda değildir Leon’un. Mesleğini layıkıyla yapan, tecrübeli, dürüst bir koruyucudur. O da gettodakiler gibi aç pahasına çalışır. Ama düzeni asla sorgulamaz. O yüzden mesleğini hakkıyla (!) yerine getirir. Niccol – Truman Show ve Lord of War’da olduğu gibi – tek bir ‘kötü’ değil birçok ‘kötü’ yani genel resim üzerinden anlatmaya çalışır derdini. Sistemin güçlüleri kadar ona hizmet eden sade vatandaş da sorumludur ve o ‘dürüst, görevini yapan’ çoğunluk bu sorunlu sistemin işleyişini sağlar aslında. Sinemasal açıdan birçok zaafı barındırmasına rağmen Niccol bir kez daha kurulu düzeni masaya yatırıyor In Time’da. Düzen işliyor adil olmasa da…

(ntvmsnbc)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder