20 Eylül 2011

Dünya tersten çok güzel görünüyordu

‘‘Çünkü sen başka hayatları kıskanamayacak, isteyemeyecek kadar yalnızdın’’

Çaresizlik, çıkışsızlık, yalnızlık, kaybolmak, tutunamamak, mağlup olmak… ‘Karahindiba’ biraz bunların toplamı ama çok daha fazlası; ‘ağır’ gelebilecek bu kavramları sözcüklerle oynayarak, mizahi tonda ve yer yer fantastik bir dünyada başka bir forma dönüştürüyor.

İlk öykü ‘Aralık’ Rıfat’ın hikayesi. Mutsuz, işsiz, yalnız bir adam Rıfat. Abisinin evine dönmüş. Yenilmiş, ihanete uğramış. Fazla konuşmuyor. Kimseyle iletişim kurmaya çalışmıyor. Kalabalığın içinde yok olmuş. Hiçbir şey için çaba sarf etmiyor. Sadece hasta ve çoğunlukla uyuyan annesini görmek istiyor. Başka bir isteği yokmuşçasına günleri geçiyor. Akıp giden hayata ait değilmiş gibi.

‘Mavi Pelikan’ Numan’ın hikayesi. Numan hediyelik eşya dükkanında çalışıyor. Halil Bey ona iş verdiğinden onu baba bellemiş. Ne derse yapıyor. Yedi senedir aynı şeyleri yapıyor. Hayatını sorgulamıyor. Yalnız. Arkadaşı, sevgilisi, yakını yok. Bir gün Halil Bey’in dükkana getirdiği Mavi adındaki Pelikan’la hayatı değişiyor Numan’ın. Mavi’yle birbirine aşık olurlar. Ama o insandır Mavi ise pelikan. İnsan hiç pelikana aşık olur mu!

Kitaba adını da veren ‘Karahindiba’ Adnan Çubuk’un hikayesi. Sol testisinde milyonda bir görülen bir hastalık olan, sevgilisi tarafından terk edilmiş, istediği işte tutunamamış, ailesinin evine geri dönmüş Adnan’ın hikayesi. Ama sadece Adnan’ın değil, Rıfat’ın da, Numan’ın da hikayesi. Bütün mağlup olanların hikayesi.


Karahindiba’nın en büyük başarısı, üç öykü arasında birer boş sayfadan başka hiçbir şeyin olmaması, ‘roman gibi okuma’ biçiminden öte tek bir öyküden yüzlerce parçaya giden bir akışının olması. Aile içi boğucu konuşmalar, bürokratik saçmalıklar, dayatılanlar, yapılması gerekenler, normal insan ölçütleri; okul, kariyer, eş, maaş vs… altında ezilen, dön dolaş bu fasit daireden kurtulamayanlar.

Sinan Sülün, öykülerinin temeline işsizliği koyuyor ve geçim sıkıntısından çok daha önemli bir şey üzerine hikayelerini kuruyor: ‘İşsiz insan’ın dünyasının bir anda değişmesi. Saygınlık yok, özgüven yok, kimlik yok, değer yok. Sülün, hikayelerinde bu durumu çok etkili bir şekilde gösteriyor: İşsiz olduğunuz anda önce siz değil çevreniz birden değişir. Size olan bakışlar tepe taklak olur. Ailedeki konum değişir. ‘Ben sana demedim mi’, ‘Adam olamadın’lı birçok klişe dolaşıma girer. Anne arada kalır, baba/amca/ağabey kötü polistir zaten. Dışarısı da daha da kötüdür. Geçim derdi büyüdükçe kendinizden uzaklaşırsınız. Kendiniz başka bir şey dönüşmüştür artık. Her şeyin ters gittiği hikayelere dönüşmüştür.

Üç hikayede de karakterler bir şekilde yenilmişlerdir. Aşık olmuş aldatılmışlar, aşık olmuş korkmuşlar, aşık olmuş becerememişler. Hayal kurmuşlar olmamış, hayallerinden uzaklaşmışlar. İş sahibi olamamışlar, bir işin ucundan tutamamışlar. Ailelerinin istediği gibi bir evlat olamamışlar. Ya da bunların tam tersi... Klasik, şablon ya da istenildiği gibi bir hayatın olabilirliğini de gösteriyor Sülün. Ama bu defa kaybedilecek listesindekilerin başka şeyler olduğunu da. Mesela Numan; Rıfat ve Adnan’dan farklı olarak hayatın uyumluları arasına girmiştir. Ama Mavi’yle hayatı değiştiğinde, yani sıkıcı hayatına aşk girdiğinde kaybedecek şeyleri olduğunu da o da öğrenir.

‘Karahindiba’ hayattaki seçimler üzerine asıl olarak. Seçtiklerimiz ve ‘keşke’lerimiz. Seçtiklerimiz ve seçmek zorunda bırakıldıklarımız. Rıfat ve Adnan bir seçim yapmışlar. ‘Özgür bir dünyada’ hayallerinin peşinden gitmişler. Ama kurdukları hayale ulaşamadan duvara toslamışlar. Kurdukları hayale yenilmişler. Onların hayatı hayal kırıklığıyla dolu. Varoluşlarının ve iç dünyalarının darmadağınlığının üstüne bir de çevresindeki insanlar arasında var olabilme savaşı verirler çünkü. Özellikle son hikaye ‘Karahindiba’nın finali bu savaşın ne menem bir şey olduğunu sarsıcı bir şekilde gösterir. Karahindiba’nın kendisini de. Ve Mavi, son sözü üç hikaye ve milyonlarca benzeri için söyler: Dünya tersten çok güzel görünüyordu…

‘Karahindiba’ için bir ilk kitap demek zor; çünkü her satırında büyük bir yazarı müjdeliyor. Sülün, kendine has dilini daha ilk sayfada göstermeye başlıyor. Bir toplumun, kuşağın, bireyin önemli sorunlarını – ‘Ben niye varım’dan aşk acısına, işsizlikten aidiyet duygusuna – özgün bir mizahla anlatıyor. Yüksek binalardan, mahalle aralarına, beyaz yakalılardan aile içi baskılara, saçma sorulardan hiçbir anlam ifade etmeyen öğütlere, yılbaşındaki depresif geceden en fantastik anlara, arabesk aldatmalardan imkansız aşklara girip çıkıyor ve bunu yaparken ‘gerçek’ bir dünya yaratıyor. Yusuf Atılgan’ın, Oğuz Atay’ın, Dostoyevski’nin, Kafka’nın, Wolfang Bochert’in ve üstünü kapatmadan gösterdiği, işaret ettiği her şeyin olduğu bir dünya. Sülün’ün sonraki kitaplarını heyecanla beklemek için yeterince etkileyici bir dünya. (Taraf Kitap)

Karahindiba
Sinan Sülün
Sel Yayıncılık

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder