16 Ağustos 2011

‘Bu arada hayat sürüyordu’

Charles Bukowski’nin hiçbir zaman şaşalı hikayelere, ilginç karakterlere, kitap isimlerine ihtiyacı olmadı. Hep aynı karakteri, yaşam biçimini anlattı. Onun dünyasına girmek için belirli bir kitaptan bahsetmek anlamsız olur, keza herhangi bir kitabı Bukowski’nin kendisidir bir anlamda. Bu sebeple ilk romanı ‘Postane’ de sadece ‘Postane’ olarak durmuyor önümüzde.



Bukowski, uzun bir süre postanede çalıştıktan ve aç kalmayı tercih edecek kadar usanıp ayrıldıktan sonra yazıyor ‘Postane’yi, yaşadıklarını.  Ama, ‘otobiyografik’ çözümlemeler ve klişelere mahal vermeyecek şekilde. Kurallara kafa tutan, hiçbir şeye bağlanmayan bir adamın kaleminden çıkan; edebiyat tarihine kafa tutan, hiçbir ekolün parçası olmayan bir roman…

‘Postane’ elbette bir postacının hikayesi değil. Postacılık yapan ama asla postacı olmayan bir adamın hikayesi. Sadece postacı değil hiçbir şey olmak istemeyen bir adamın hikayesi. Akşamdan kalmayı ebedileştiren, işinden/herhangi bir işten nefret eden bir adam… Onun işinden devamlı söyleniyor olması sıradan bir homurtudan öte hayatını özetleyen bir durum. Gündelik hayatın rutininden, ‘yaşamı körelten saçmalıklardan’, kurallardan, emirlerden, cezalardan, insanlardan, katlanılamayan her şeyden uzakta durmaya çalışan bir adam Chinaski. Çalışmadan yaşamaya çalışan bir adam... Onurlu ve zor olan da bu ona göre.

Çalışmadan yaşamak istiyor, çünkü çalışmaktan nefret ediyor. Bu kadar basit. Ama, Chinaski’nin ağzından çıkanlar aslında o kadar basit olmadığını da gösteriyor. İnsanların hayatına girip çıkan bir mesleği var. Her gün onlarca farklı insan, onlarca farklı sorun. Daha da ötesi, posta idaresinin her yerine sızan bürokrasi, çalışma saatleri, haksız bir şekilde işleyen düzen ama herkes uyum sağlamışken, sadece işten, disiplinden nefret eden bir adam bunlara uy(a)maz. Uyuşturulan insanlar hayata uyum sağlarlar ne de olsa! Kendini işine adayan G.G. bir gün bir olay yüzünden düşmeye başlayınca kimsenin umurunda olmaz ve mesleği bırakmak zorunda kalır. Adamın yanında kimse durmaz. Chinaski ise buna anlam veremez. Onun anlam veremediği şey de dışında kaldığı hayatın işlemesini sağlayan bir parça sonuçta. Zaten hiçbir şey – müdür, sıcak, posta dağıttığı insanlar, mesai saatleri - dayanılabilir gibi değildir bir de bu parça hiç çekilmez! İşten nefret eder, söylenir, bırakır, geri döner, bırakır… Hayat devam eder bir şekilde.

Chinaski için kadınların ve cinsel hayatının önemi ise tartışılamaz; hayatında her zaman bir kadın vardır ama hayatının kadını diye bir şey onun için geçerli değildir. Her zaman seviştiği, deli gibi seviştiği, içtiği, sızdığı, küfrettiği kadınlar olsa da ruh ikizi, hayat arkadaşı gibi saçmalıklar doğasına aykırıdır. Bağlantısız, bağımsız da denilebilir, yenilgiye uğramış bir hayat da. Düşmüş bir adamın hikayesi olarak özetlemek ne kadar doğru tartışılır ama Bukowski karakterleri/ Bukowskiler hayatın dışında olmayı seçmişler. Zevk aldığı hayatın dayatılan hayatın dışında olduğunu bildiği için. Kızı olduğunda bile durum değişmez. Herkesin sürdüğü yaşam onu öldürür çünkü.

Gerisi umurunda da değildir. Aradaki fark da… Köpeğinin onu özleyeceğini söyleyen sevgilisine, ‘Birinin beni özleyecek olmasına sevindim’ cevabını vererek farkında olduğunu da alaya alır. Çünkü etrafındaki her şey değişmesine ya da olaylar sıradanlaşmasına rağmen o aynı kalır. Bu arada hayat devam eder çünkü. ’Sabahleyin sabahtı ve ben hala yaşıyorum’ der.

Kendinden yaratmak, yazmak diye bir şey varsa, o kişi kesinlikle Bukowski’dir. Hayatın da, edebiyatın da dışında, bütün edebi akımlardan, yazarlardan, tüm edebiyat tarihinden uzakta
gerçek bir ‘şey’ yarattı Bukowski. Kimseyi umursamadan yazdığı ‘sıradan’ hikayeler en alttan, en dipten, en dıştan geldi ve taklit edilemez derecede ‘tek’ti. Hiçbir engel tanımayan kalemi sayfalar dolusu yazacak kadar ilham verici ve ‘Postane’ bu eşsiz adamın dünyasına tanık olmak için sadece bir yol.

‘’Bir protesto yürüyüşüydüm, tek başına. Yeraltı’nda kör bir köstebektim ve ortalıkta benden başka köstebek yoktu. Daha henüz Yeraltı oluşmadan Yeraltı’ydım ben. Pis genç bir adamdım. Ben hip’tim zaten…’’ * (Taraf Kitap)

*Bukowski ve Beat Kuşağı (Altıkırkbeş Yayın), Çeviri: Avi Pardo

Charles Bukowski
Postane
Çeviri: Avi Pardo
Parantez Yayın

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder