5 Haziran 2011

Solgun Kral'la kısa ama sarsıcı

Hayatınızdaki önemli-önemsiz anları düşünün; Anımsadıklarınız, hatırlayamadıklarınız, belirli -belirsiz bütün anları... Birbiriyle alakası yokmuş gibi dağınık, bağımsız ve bağlantısız bir şekilde kafanızın her yerine dağılmış anlar ve anılar. David Foster Wallace'ın metinleri de, kafanızdaki o an'lar gibi ilk bakışta birbiriyle ilintisi yokmuş gibi duran parçalardan oluşuyor ve hepsini okuduğunuzda önce duvara toslamış gibi oluyorsunuz, parçaların nasıl bir araya geldiğini idrak ettiğinizde ise bir toslama daha yaşıyorsunuz.




Wallace'ın 23 öyküsünün yer aldığı 'İğrenç Adamlarla Kısa Görüşmeler' ilk sayfasından sonuna kadar okuyucuya rahat vermeyen metinler bütünü aslında. Daha önce görmediğimiz bir olay örgüsü, kurgu, üsluba sahip olan kitapta, öyküler arası geçişlerde bile rahat bir nefes almak mümkün değil. Kitabı elinizden bırakmak belki de tek çözüm bu sıkıntıya son vermek için! ama bu kadar 'gerçek' bir şeyi bırakmamak için de çok sebep var Wallace'ın dünyasında.

Öyküler biçim olarak birbirinden farklı, ancak 23 öyküyü de okuduğunuzda o farklar ortadan kalkıyor. Her öykü başka bir öykü için bir ipucu barındırıyor. Her öyküde bir diğerini - daha iyi - anlamak için bir kelime, bir karakter, bir ifade yer alabiliyor. Öykülerin aralarında ve kendi içlerinde kurduğu anlatı da biraz bunun üzerinden ilerliyor.


'Sanayi Sonrası Yaşamın Radikal Bir Şekilde Kısaltılmış Tarihi' başlıklı ilk öykü yarım sayfayı bile bulmuyor ama sadece dipnotları sayfalar süren öykülere açılan bir kanal işlevi görüyor. Wallace, kısacık öyküsünde hem dilini, hem karakterleri, hem de zamanı çoğullaştırarak diğer öykülerin katmanlarını aralamış oluyor.

'Ölüm Son Değil' kitabın kısa, dingin ama hayli etkileyici bölümlerinden. Evinin kenarındaki havuzda uzanan elli altı yaşındaki şairin öyküsü, sonundaki kısacık bir dipnotla başka bir anlam kazanıyor. ''(...) çiçeklerin kıpırtısız yeşilini örten sessiz yaşam canlı ve kaçınılmaz ve ne görünüşü ne çağrıştırdıklarıyla dünyadaki hiçbir şeye benzemiyor.'' Metnin sonundaki bu son cümle ''Bu tümüyle doğru değil'' dipnotuyla alt üst oluyor. Hem içerik olarak farklı bakış açıları öyküye dahil oluyor hem de biçimsel olarak öykünün sunduğu alan genişliyor.

Aslında bu üslup, Wallace'ın kendine has, eşsiz özelliklerinin başında geliyor. Çünkü, Wallace'ın keskin dilini mükemmelleştiren şeylerden biri öykülere dışarıdan dahil olan - ya da hep içerisinde var olan - ekler/dipnotlar/parantez içleri. Başka eserlerdeki 'dipnotlar'dan işlevselliğiyle tamamen ayrılan bu ekler metinlerin baş döndürücü etkisine de katkıda bulunuyor; metin içinde metin metoduyla içe doğru bir çıkış buluyor. Bu bakımdan 'İğrenç Adamlarla Kısa Görüşmeler'i günümüzdeki DVD ve Blu-Ray'lere benzetmek mümkün. Kamera arakası görüntüleri, yönetmenin yorumu, çıkarılmış sahneler vs... gibi Wallace da zihninden kağıda dökülen çoğu şeyi okurla paylaşıyor sanki. Ama birer taslak, eskiz olarak değil, daha ilk anda son halini almış bir şekilde. Bir anlamda 'teknolojinin yarattığı sınırsız imkanlar' sloganını Wallace edebiyatına dahil etmiş oluyor.

'Daima Yukarıda' ise 13 yaşından sonsuzluğa giden, zamanın başrolünde olduğu bir öykü. ''Tahta uzunmuş. Durduğun zaman kadar uzun... Kalbinle öldüremezsin zamanı...'' 13 yaşındaki çocuk eski, halka açık bir havuzda suya atlamak için sırada bekler. Bir yandan da akşamki doğum günü kutlamasını düşünür. Dalış tankı, atlama kulesi ve diğer tüm nesne ve insanlar arasında çocuk kendini atlamaya hazırlar. Wallace, burada ''doğum günü'' ve ''atlayış'' kelimelerini metaforik anlamlarından sıyırarak varoluşçu metninin anahtarları haline getiriyor. Çocukluk, gelecek, hayatın yükü, değerli şeyler, atlama tahtasındaki insan derileri, hatırlar, ebeveynler ve tabii ki hayatın sert gerçekleri. Çocuk sırada beklerken dahi kafanızda, çocuğun ağır bir çekimde havuza atlarkenki görüntüsü oluşur. Havada asılı bir şekilde, az sonra suya düşecek bir çocuk. 'Az sonra' hayata bir kez daha düşecek bir çocuk: ''İki siyah leke, şiddet ve sonrasında kaybol zamanın kuyusunda. Yükseklik önemli değil. Aşağıya indiğinde her şey değişir. Çarptığın zaman, ağırlığınla. Peki, hangisi yalan? Sert mi, yumuşak mı? Sessizlik mi, zaman mı?''

Wallace'ın 'eklerle dolu metinleri'nden söz ederken bunun sadece dipnotlar ve öykü dışı kalan anekdotlarla sınırlı kalmadığını da belirtmek lazım. Hemen hemen bütün öykülerinde/denemelerinde çelişkileri de merkeze yerleştiren Wallace, dipnotsuz bölümlerde de bu çelişkileri rahatlıkla görünür kılıyor. Örneğin, 'Bir Anlamı Yok'ta yıllar önce, babasının çükünü suratına salladığını aniden hatırlayan adam bunu babasına sorduğunda beklemediği bir tepki alır. Kitabın tamamına hakim olan mizah burada birkaç ton daha artar ve adamın kafasındaki anı, şimdiki hissiyatı, babasının tepkisini yorumlama şekli, olayın anlamsızlığını yorumlama şekli, normalle rahatsız edici arasındaki git gel'leri iç içe girer ve Wallace bir kez daha hikayesini kurgusu üzerinden kusursuz bir şekilde inşa eder.

Ve 'İyilik'... 'İyilik' Wallace'ın yazdıklarının omurgasını oluşturan bir 'sorun'. İnancı ve seçimleri ''iyilik'' üzerinden tanımlıyor. 'Şeytan Meşgul Bir Adam'da karşılıksız iyilik kavramını olumsuzlayan, dışlayan hatta içini boş gösteren örnekler veriyor: ''Hepimizin çok iyi bildiği gibi, birileri için hoş bir şey yaparken kimliğinizi bilmelerini delicesine istememek, size karşı minnettar ve hoşnut kalmalarını istememek, bir sürü insana onlar için ne 'yaptığınızı' söylemelerini ve böylece herkesçe 'iyi' bir insan olarak tanınmanızı sağlamalarını istememek, çok zordu.''

'İğrenç Adamlarla Kısa Görüşmeler' içine girilmesi zor, rahatsız edici, endişeyle gülümseyen, sarsıcı bir kitap. Hiçbir edebi metne değil, hayatın ta kendisine referans veren eşsiz bir başyapıt. 28 yaşında intihar eden bu dahinin zihninden dünyaya bakmak ve birkaç kez duvara toslamak için iyi bir başlangıç. (Bu başlangıç ve okuyanı darmadağın eden yolculuk için Siren Yayınları ve Sabri Gürses'e de ayrıca teşekkür etmek gerekiyor.) (Taraf Kitap - Mayıs)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder