5 Haziran 2011

Şeytan duymadan ölebilirsin

İyi gözüken bir soygun planı kötü biter, ailenin kirli çamaşırları ortaya çıkar. Berbat bir son için iyi bir başlangıç! 87 yaşında bir yönetmenden beklenmeyecek bir dinamik anlatımla hayranlık uyandıran bir film ‘Şeytan Duymadan Önce’...


 Aslında filmden önce Sidney Lumet’le başlamak daha doğru olur. Çünkü Lumet’in kendisi bir bakıma değeri bilinmemiş biri isim. 12 Angry Men, Dog Day Afternoon, The Verdict, Network, Serpico, Murder on the Orient Express gibi Amerikan sinemasının klasiklerine imza atmasına rağmen asla ‘en büyükler’ arasında yer almayan bir usta.

Geçtiğimiz ay hayatını kaybeden Lumet’in sinema dili üzerinde çok durulmadı. Çok üretken bir yönetmen olduğundan ve vasat filmler de çektiğinden ‘auteur’ sıfatına asla layık görülmedi! Mütevazı başyapıtların yönetmeni denmesi de bu sebeptendir belki de. Aslında filmlerine toplu bir şekilde bakıldığında bile Lumet’in yaptığı şey rahat bir şekilde görülebilir: Bir yönetmen sineması.

Lumet, ilk filmi 12 Angry Men ile eşsiz bir başyapıta imza attı o başyapıtın altında da kalmadı. Özellikle 70’lerin politik ortamında cesur filmler yönetti. Politik gerilim türünü birkaç çıta yükselttiği gibi, düz hikaye yapısına farklı bakış açıları getiren anlatımıyla kendinden sonraki birçok yönetmeni de etkiledi.


Sinema tarihindeki çoğu isim kariyerlerinin sonlarında – özellikle son noktada - filmografisine göre sönük işler ortaya çıkarmıştır. Lumet de 90’lardan itibaren zayıf filmler yönetti ama ölmeden önceki son filmi ’Before the Devil Knows You're Dead/ Şeytan Duymadan Önce’ filmografisinin parlayan parçalarından biri olarak kayda geçti. 87 yaşında bir yönetmenden beklenmeyecek bir dinamik anlatımla hayranlık uyandıran bir film ‘Şeytan Duymadan Önce’

‘’Yarım saatliğine cennettesin, Şeytan duymadan ölebilirsin’’

Andy ve kardeşi Hank borç batağına saplanınca çare olarak anne ve babalarının mücevherci dükkânını soymaya karar verirler. Kağıt üzerinde harika bir plan yaparlar. Aile dışından üçüncü bir kişi bulurlar. Fakat yaptıkları plan tutmaz. Soygun sırasında üçüncü kişi anneyi öldürür. Ama bu başarısız soygun girişimi Hank ve Andy için son olmaz. Daha berbat bir son için başlangıçtır sadece.
Lumet, filmini soygun üzerine kursa da aslında resmin tamamı bir film noir dünyasına aittir. Borç içinde karakterler, iyi bir plan, felaket bir sonuç, çıkmaz sokaklar, para, kaçış, bozuk aile ilişkileri, ahlaki çelişkiler vs…


Ailesinin dükkanını soyacağını düşündüğünde Hank’in Andy’e ilk cevabı ‘imkansız’ olur ama bir süre sonra cevap imkanlı hale gelir. Çünkü borç içindedir, çocuğunun nafakası, dairenin ipoteği, çevresindekilere borcu, kısacası ‘bitmiş hayatı’ için ‘tek çaredir’ Andy’nin teklifi. Andy, böyle bir teklif yapar çünkü mutsuz bir adamdır. Orta sınıf bir Amerikalı’dır. Kardeşine göre çok daha iyi yaşam standartları vardır ama o da karısıyla ortak hesabındaki paraları bitirmiş, şirketten para çalmış, kendisi de bitmiş noktadadır. Ama Andy kardeşinden farklıdır. Kardeşi, korkaktır. Sorunlardan kaçar. Ne yapacağını bilemez. Andy ise, İnisiyatif alır, kardeşinden daha cesur olduğu için planı o yapar, pisliği de o temizler.

-Yatakta çok iyiyiz, başka bir şey istemiyorum
-Ama seni seviyorum
-Oliver Twist de aynen böyle diyordu

Hank’le Andy arasındaki asıl fark ise ‘ahlaki bakış açısı’. Hank, Andy’nin planına/ planlarına karşı hep şaşkın vaziyettedir ve kendini olayların dışında tutmaya çalışır. Ağabeyi para çaldığında ya da adam öldürdüğünde resimde oraya ait olmayan tek kişi o olur. ‘Kötü, baştan çıkaran, plan yapan’ Andy’dir. Hank, baştan sona kadar ağabeyinin dediklerini yaptığı halde hikayenin ‘iyi’sidir. Diğer yandan ise, Hank’in Andy’nin karısı Gina ile ilikisi vardır. Andy, Gina’yı cinsel anlamda mutlu edemez ama Hank eder. Soygun başarılı olsaydı Hank belki de Gina ile uzaklara gidecekti. İki kardeş de soygundan önce Gina’ya uzaklara gidelim teklifinde bulunur ne de olsa. Tüm bu gereksiz olasılıkların ötesinde, Lumet, filmin merkezine bu ahlaki çelişkileri koyarak hem sığ bir iyi-kötü karşıtlığı yaratmaktan uzak durur, hem de ‘aile’ kutsallığını bozarak rahatsız edici sorulara yelken açar.

‘Yaparken öğrenirsin’ Hank, soygunu nasıl yapacağını sorduğunda Andy gülerek bu cevabı verir: ‘Yaparken öğrenirsin’. Her olaya ahlakçı bakış açısıyla bakan, kavramlara kutsal anlamlar yükleyen muhafazakarlara yumuşak bir yanıttır bu aslında. Bunun gibi birçok diyalog-sahne ahlaklı olmak veya olmamak tanımının net yapılamayacağını gösterir bir bakımdan.


Lumet, dramatik yapıyı aile içi ilişkiler üzerine kurar. İki kardeş – ve koyu dindar kızkardeş- dışında Andy’nin babasıyla olan ilişkisi bu bakımdan önemlidir. ‘Neden babamı öldürmedi’ diyecek kadar babasından nefret eder. Yüzeyde ‘düzgün, ideal’ gibi görünen bir ailenin en çıkıntılı ilişkisi Andy ile babası arasındadır. Annesinin cenazesinde babası Andy’den şefkat gösteremediği, iyi bir baba olamadığı için özür diler. ‘Seni zorladım ki benden daha iyi ol istedim’’ der. Andy, ‘Hank’i daha çok sevdiniz’ der asıl cevabını sona saklar: ‘Senin oğlun olduğuımdan emin misin?’ Kötü bir baba, muhtemelen bu duruma müdahale etmeyen anne, ve ‘başarısız’ hayatları olan çocuklar. Lumet, hayatın bu basit matematiğini alt üst ederek yerleştirir filmine.

Andy, kendi hayatını ve kötü baba ikonunu ise, bu konuşma sonrası, arabada yaşadığı sinir krizinde özetler: ‘’Hayatım boyunca onun gibi olmamak için uğraştım… Bir özür dileyerek bundan kurtulamaz. Bu adil değil…’’

‘Şeytan Duymadan Önce’de kurgunun da hikayeye işlevsel bir katkısı var. Lineer bir kurgu olmamasına rağmen Lumet’in derdini sadeleştiren bir kurgu; karakterlerin bakış açılarına göre geriye sarıyor ve bu sayede asıl meselenin soygun olmadığını hikaye/hikayeler derinleştikçe daha da görünür kılıyor. Paranın herşeyi başlattığı ve bitirdiği hikaye, aile içi ilişkilerin boyutuyla tamamen şekil değiştiriyor çünkü. Bu açıdan da hep soygundan önceki ana dönüyoruz. Paradan önce-paradan sonra... Ama bu ‘önce-sonra’ arasındaki asıl farkı ilişkilerin görünür olup- olmaması oluşturuyor.
Ne eksik ne fazla hikayesi, depresif atmosferi, varoluşçu sorunlarıyla 'gerçek' karakterleri, sıradan insanlar-alt üst olan hayatlar motifini kusursuz işleten anlatımı, ahlakçı tutuma karşı getirdiği etik soruları, film noir estetiği ve özellikle iki kardeşi canlandıran Philip Seymour Hoffman ve Ethan Hawke’ın hayran bırakan performanslarıyla ‘Şeytan Duymadan Önce’ Lumet’in filmografisindeki en iyi yerlerden birini alıyor. Ve filmden akılda kalan bir şey var ki, ayrıca not düşmek gerekiyor. Andy’nin ruh hali... Andy, uyuşurucudan uçtuğu bir sahnede sadece kendisinin değil, adeta tüm mutsuzların içindeki hayalkırıklığını özetler: ''… benim hayatım tutarsız. Hiçbir şey hiçbir şeye bağlanmıyor. Sanki parçalarımın toplamı değilim…’’

Künye:
Before The Devil Knows You're Dead

Yönetmen: Sidney Lumet
Senaryo: Kelly Masterson
Oyuncular: Philip Seymour Hoffman (Andy) , Ethan Hawke (Hank) , Albert Finney (Charles) , Marisa Tomei (Gina) , Rosemary Harris (Nanette) , Aleksa Palladino (Chris) , Michael Shannon (Dex) , Amy Ryan (Martha) , Brían F. O'Byrne (Bobby)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder