18 Haziran 2011

Geçmişin hayaletleri kovalıyor

Jaklin Çelik'in yeni kitabı 'Öfkenin Şenliği'nin her satırında geçmişin hayaletleri beliriyor. 1915'teki 'Büyük felaket'ten yola çıkan ve günümüze kadar gelen, o felaketin binlerce hikayesi arasından birkaçının olduğu bir roman.


Türkiye'nin en önemli sorunlarından birisi, 'Öfkenin Şenliği'nde üç kuşak üzerinden anlatılıyor: Kızlarıyla Deyrüzzor Çölü'ne sürülen Ramela, başka bir kimlik almak zorunda kalan Şake ve geçmişin travmalarını taşıyan Anlatıcı.

Birbirine geçen üç hikaye de temel olarak bir kimlik sorunu hikayesi aslında. Karakterlerin kimlikleri yok edilir. Yabancı coğrafyalar, başka isimler, zorunlu değişiklikler... Ramela sürgün edilir, kızlarıyla yurdundan uzaklaştırılır. Mari zorunlu evlilik yapar, çocuğu ölü doğar, intihar eder. Şaki Ayşe'ye döndürülür/döner. Ayşe'nin içinden bağırmaya çalışır ama Ayşe'nin vücuduna hapistir. Anlatıcı 'eve dönüş yapmaya çalışır. Antidepresan haplarıyla unutma/hatırlama halindedir sürekli. Hepsi birbirine sıkı sıkıya bağlıdır her şekilde. Aynı travmanın parçalarını taşırlar. Bölüştükleri travmalar onların paramparça ruhlarının üstüne hiç gitmeyecekmiş gibi çöker.


Tarihin arkasında bıraktığı hasarlı ruhlardır hepsi. Tarihin hasar bıraktığı ruhlar... Evin odasında, bodrumunda, kalabalık içerisinde, kokoreççinin bakışında, emlakçının sözlerinde, mutfakta pişen yemeklerde, hamamböceklerinde, kırkayaklarda, en çok da sıçanlarda ve onların cıyaklamalarında o travmayı gösteriyor Öfkenin Şenliği. Anlatıcı'nın ağzından çıkan cümleler gibi: ''Bize miras kalan şey ölülerin acılı ruhlarıydı ve onlardan kaçış yoktu'' Ramela'yla başlayan bu acı Mari'ye, Şaki'ye, Anlatıcı'ya artarak geçiyor. '1915' her sayfada, görünmeden yaşamaya devam ediyor.

'Öldürülme korkusunu yenmiş sıçan, ölü bir sıçandır'
Bu travmalar ve kimlksizleştirme sorgulamaları da zorunlu kılıyor. Jaklin Çelik de anlatısındaki çoğu yüzleşmeyi 'ölüm' üzerinden yapmayı seçiyor. Karakterlerin ölüme yakınlığı-uzaklığından çok, ölmek/ölümle yaşama hali alt metinleri oluşturuyor. Kitabın - sert ve çok başarılı olan - açılışındaki Ağlama Gecesi ayininde sıçanın öldürüldüğü andan itibaren karakterler - ve okuyucu - ölüm üzerinden Tanrı'yı, dini, siyaseti sorgularlar. Tarihin oluşturulma süreci ve bellek kaybı bu sorgulamalarla metne dağılır. Anlatıcı karakteriyle ilgili çok fazla bilgi olmaması da bu sorgulamayı daha işlevsel kılıyor. Çünkü Anlatıcı 'eve dönüş' yapar/yapmaya çalışır. Geçmişin travması ve hayaletleri birikir onda da. Sürekli antidepresanlar alarak unutmaya çalışır. 'Bir daha asla dönmeyi düşünmediği sıçanlı eve' geri dönmüştür. Evi satmaya çalışır. Evi satarak geçmişinden kurtulacağını düşünür. Yüzyıllık bir sorun bu karanlık eve dönüşür. Evin duvarları kalınlaşır, daha da karanlıklaşır, yalnızlık artar, ölüm büyür ve ev kapandıkça kapanır. Tıpkı Anlatıcı'nın zihni gibi...

Çelik'in buradaki en büyük başarısı geçişlerde dahi bu tarihsel metnin/sorgulamanın içini boş bırakmaması. Özellikle Ayşe-Şake çatışmasında yoğun bir şekilde azınlıklara, ataerkil yapıya, asimilasyona dair tarihi, dini, politikayı içine katan hesaplaşmalar görebiliyoruz. Ama Çelik bu kadar 'ağır' bir konuyu ağır cümleler kurmadan, hatta adını hiç geçirmeden anlatmayı tercih ediyor. 100 yıllık bu sorunu görünmez kılarak göstermeyi ustalıkla beceriyor.

Karakterlerin öfkeleri de anlatıda önemli yer kaplıyor. Onların öfkeleri acılarının önüne geçiyor çoğu kez. Tanrı'yı, kutsal kitapları sorgulayan, ona 'zor' sorular soran, ölümle hesaplaşan bu öfke, toprak, dil, aidiyet ve sahip olma duygusu arasında yankılanıyor, birer çığlığa dönüşüyor. Ve sıçanlar. Sıçanlar da bu karanlık hikayelerin/gerçeğin tam göbeğinde, hem de metaforik anlamının ötesine geçerek gerçek karakterler olarak yer alıyor. Anlatıcı'yla sıçanlar arasındaki korkunun kaynağı da yine geçmişe uzanıyor.

Jaklin Çelik'in ilk romanı 'Öfkenin Şenliği', 110 sayfalık kısa ama yoğun bir kitap. Ağır bir sorunu, Büyük felaket’i konu almasına ve okuyucunun içine girmesine hemen izin vermemesine rağmen anlatımı, hikaye kurgusu ve geçişleriyle, gereksiz tek bir harfe bile yer vermeyen titiz çalışmasıyla önemli bir ilk roman. 'Öfkenin Şenliği'nin, sözünü hiç geçirmeden birçok kavramı tartışmaya açması ve 'siyasi' olanı edebi dile katması da Çelik'in başarılarından. Son olarak metaforik anlatım açısından da son yılların başarılı kitaplarından biri olduğunu belirtmek gerekiyor. Keza, sadece 'sıçanlar' başlı başına bir yazıyı hak ediyor. (Taraf Kitap)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder