20 Nisan 2011

Kim daha iyi Michael Caine taklidi yapıyor?

Michael Winterbottom imzalı 'The Trip' gerçekle kurmaca arasındaki ayrımı ortadan kaldırıyor, eğlenceli, doğaçlama bir gurme yolculuğu sunuyor...


Michael Winterbottom'ın yönettiği 'The Trip' aslında 6 bölümlük bir TV dizisi. İstanbul Film Festivali'nde gösterilen de bu dizinin uzun metraj kurgulanmış hali. 'The Trip'te Steve Coogan ve Roy Brydon kendilerini oynuyorlar. Tanımlanması kolay gibi gözüken film; bir gurme sohbeti, bir yol filmi, sinir bozucu taklit gösterisi, gereksiz muhabbetler ve doğaçlama dersi.

Aktör Coogan bir gazeteye konuk yazarlık yapma teklifi alır. İşi keyifli bir geziye dönüştürmek için Amerikalı kız arkadaşıyla bir yolculuk planlar. Ama kız arkadaşı onu terk edince gurme yolculuğu için bir arkadaşa ihtiyacı olur. İstemeyerek de olsa Brydon'a teklif eder ve Brydon bu 'beleş teklfi' geri çevirmez ve ikili İngiltere'nin kırsal bölgelerine yolculuğa çıkar. Bu yolculuğu orijinal ve izlenir kılan ise Winterbottom'ın kurduğu anlatı elbette.


Coogan ve Brydon'ın kendilerini oynamalarının ötesinde, öykü - öykü denebilirse tabii- tamamen doğaçlama üzerine kurulu. İki oyuncu yol boyunca, lüks lokantalarda, kalabalık sohbetlerde devamlı kapışma hali içindeler. Özellikle ''hangimiz daha iyi Michael Caine taklidi yapıyoruz?'' çekişmesi film boyunca sürüyor. Bu taklit yarışı ara ara başka kapışmalara döndürülse de Coogan ve daha çok Brydon neredeyse her muhabbeti taklit çılgınlığına çeviriyor. Eğer yanlarında birileri varsa onlar da bundan nasibini alıyor. Bir replikle hemen başka bir kişiliğe geçiliyor ve diğerleri de bu muhabbete katılmaya çalışılıyor ama nafile! Kaba bir espriye varabiliyor en çok.

Yol boyunca/öykü boyunca iklinin kapışmalarını gerçekten komik yapan önemli bir nokta da taklit yaptıkları kişilerle ilgili yorumları. Hollywood ve İngiliz sinemasının yıldızları Coogan ve Brydon'ın diline düşüyor. Gayet düzeyli bir İngiliz mizahı olmasına rağmen ince ince dokundurmalar, içeriden dedikodular bu eğlencenin dozunu artırıyor.

Usta komedyenler bir yandan da kendilerini alaya alıyorlar. Film, Coogan'ın kariyerine de odaklandığı için onun artıları ve eksileri masaya - kendisi tarafından - yatırılıyor. Oynamak istediği, kaçırdığı filmleri, Hollywood'da nasıl bir kariyer planlandığını anlatıyor, kıskandığı oyuncuları çekiştiriyor. Özellikle Michael Sheen ile ilgili sözleri filmin en eğlenceli bölümlerinden birini oluşturuyor.

Tabii, tüm bu İngiliz mizahı altında ikilinin kaygıları, hayalleri, hayal kırıklıkları da 'The Trip'in tonunu belirliyor. Coogan'ın başlarda söylediği ''önemli olan varmak değil, yolculuğun kendisi'' sözü de finale doğru daha bir anlam kazanıyor. Çünkü, Coogan'ın konuk yazarlığı da, gideceği lüks lokantalar da çok umrunda değil(miş) aslında. Telefonlar çekmediğinden onu aramak için tepelere çıktığı sevgilisi kafasının bir yerinde duruyor. İlişkilerine ara vermişler, o arada başka kadınlarla da yatmıştır. Ama Googan aslında ne istiyor? İşte, tüm o komedinin altında Googan'ın hayatına dair problemlerini ve sancıları var.

Festivalde iki filmi yarışan (Diğeri 'Killer Inside Me') Michael Winterbottom kesinlikle son 20 yılın en yetenekli isimlerinden. Kurmacada da belgeselde de çok iyi işler çıkarıyor dahası çoğu kurmaca-gerçek ayrımını ortadan kaldırıyor, iç içe geçen anlatılar kuruyor. 'The Trip'ten önce de 2005 yılında edebiyat tarihinin uyarlanması imkansız görülen başyapıtlarından Tristram Shandy'i uyarlamış, 'konusuz' bir doğaçlama şahaseri ortaya çıkarmıştı. Şimdi ise benzer bir anlatıyı 'The Trip'te devam ettiriyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder