10 Nisan 2011

Karanlık şehirde sahte anılar

Karanlık bir şehir, gündüzün hiç yaşanmadığı gizemli bir yer... Saat 12'de bütün şehir uyur. Arabalar, kafeler, oteller, büfeler... Herkes uyutulur. Bir tek kişi hariç: John Murdoch. Geçmişini arayan bir adam...


John Murdoch küvetin içinde uyanır. Bilmediği, hatırlamadığı bir odada... Alnında kan vardır, odadaki giysileri üstüne geçirir, dolaptaki bavulu karıştırır. Bavuldan çıkan 'Shell Beach' yazan kartpostala bakar. Kartpostala baktığında bazı kareler gelir aklına. O sırada telefon çalar ve ahizenin ucundaki ses ''...hafızan silindi... seni bulmalarına izin verme...'' der. O anda odadaki kadın cesedini görür ve kaçar...

Zamansız, çıkışsız, ışıksız, kimliksiz bir hikaye... 'Strangers' denilen Yabancılar tarafından ele geçirilmiş bir yerde, uyuyan, uyutulan bir şehirde. Şehirdeki herkes deney faresidir, kayıp çocuklar gibidir. Saat her 12 olduğunda uyutulurlar; John Murdoch hariç. O da, yabancılar da bunun sebebini anlayamaz. Ama Murdoch'ın asıl sorunu hiçbir şey hatırlayamamasıdır. Karısını, çocukluğunu, geçmişini... Hiçbir şey hatırlayamaz. Kafasının içi bomboştur. Hafızası olmayan adam bir şeylerin yanlış gittiğini anlayan tek kişidir ama saat her 12'yi gösterdiğinde uyuyan bir şehirde ne yapacağını bilemez.

'Dark City' klasik bir film noir gibi başlar; aranan bir adam, işlenen cinayetler, polisler ve 'Yabancılar'. Ama hikaye bunun çok ötesindedir. Güneşin hiç doğmadığı bu şehirde bir şeyler ters gitmektedir, ama Murdoch kendisinin bile anlayamadığı bu 'şey'i başkalarına nasıl anlatacaktır?
John Murdoch'ın kendi geçmişini arayışı filmin temelini oluşturur. Murdoch geçmişini ararken, aslında gerçeği arıyordur; istese de istemese de. Yabancılar hafızalarla oynarken, sahte anılar yüklerken, şehri değiştirirken o 'Shell Beach'i arar. Shell Beach onun yarım kalan anılarıdır ya da öyle sanır.

KADER VE ÖZGÜR İRADE ARASINDA
Aslında tüm bu gerçeği arama hikayesi varoluşçuluk felsefesi üzerine kurulmuştur. Platon'dan Sartre'a kadar süregelen bir hikaye. Kader ve özgür irade arasında... Belirlenen bir amaç, yazılan bir hayat. Ve bu hikayenin parçası insanlar. Diğer yanda ise geleceğini kendisi yazmaya çalışan, gerçeği arayan bir adam. 'Dark City' bu çatışmayı çok ustaca kullanıyor ve hikayenin her noktasına bu çatışmanın alt metinleri yediriyor.

Murdoch'ın yaşadığı gerçeküstü şeylerin o kadar da gerçeküstü olmadığını anlamak zor değil. 'Dark City' de çoğu bilimkurgu gibi aslında gerçeği farklı bir şekilde görünür kılmaya, Neil Gaiman'ın söylediği gibi, görülenin arkasına götürmeye, kişiye paradigmayı yeniden keşfetmesini sağlamaya çalışıyor. Albert Camus'nün 'saçma' üzerine kurduğu felsefesinin devamıdır bir bakımdan da. Kimse gündüzün hiç olmamasını sorgulamaz, kimse şehrin dışına çıkamaz, kimse geçmişi hatırlamaz ama bunlar yine de kimseye garip gelmez.



- Murdoch: Ya bütün ilişkimiz sahteyse, ya daha önce hiç tanışmamışsak
- Emma: Seni seviyorum John. Böyle bir şeyin sahtesi olamaz.

Ama Murdoch ne kadar Shell Beach'e gitmeye çalışsa da gidemez. Onu yakalamaya çalışan Yabancılar ve polisler dışında büyük bir sorunu vardır. Shell Beach'e gidecek bir otobüs yoktur, Shell Beach metrosu eksprestir, durmaz. Oraya nasıl gideceğini sorduğu insanlar tarif edemez. Çünkü Shell Beach cevapların olduğu yerdir ya da cevapların bulunduğu sanılan... Özgürlüğe bir kapı, bir hayal, umut, labirentin sonu... Belki de Shell Beach ulaşılmak istenen ama asla varolmayan bir yerdir.

Dark City'nin hikayesi de bu 'acı gerçek' üzerindedir. Amcasıyla Shell Beach anılarına, fotoğraflarına bakarken çocukken kolunda olan yanık izini gören Murdoch, amcasına o izin olmadığını gösterir ve bunların hepsi yalan der. Shell Beach de bir yalandır. Sistemde bir hata ya da koca bir yalan!

''Dava falan yok, hiçbir zaman olmadı. Bunların hepsi bir şaka… Sadece bir şaka.'' (Dedektif Walenski)

Günümüzde içi sıklıkla boşaltılan 'sistem eleştirisi'ni 'Dark City' kusursuz şekilde yapar. Bu karanlık şehirde herkes fabrikasyondur. Yabancılar insanı insan yapan şeyi anlamak için şehri ve insanları ele geçirir. Amaçları insan gibi olmaktır. Ama aslında insanları kendileri gibi yaparlar. Fabrikasyon zihinler haline getirirler. Onlara yazılmış rolleri oynayan, aynı şeyleri yaşayan, sorgulayamayan insanlar. Birer fabrikasyon. Günümüze ve 'gerçek' hayatımıza çok da uzak olmayan bir tanımlama olsa gerek.

                                 

Shell Beach, Emma, Karl Amca, gün ışığı, deniz... Bu isimler, bu anılar herkeste olduğu gibi bir yalan ise John Murdoch hangi gerçeği arıyor? Geçmişi gibi geleceği de yalan olmak zorunda mı? Yabancılardan kurtulmak, ışığa kavuşmak gerçeğe ulaşmak anlamına mı geliyor? John Murdoch bu veya daha mühim soruların cevabını bilmiyor ama esir şehirden ve esir zihinlerden kurtulmak zorunda. Özgür olmak, karar vermek vs...

SEÇİLMİŞ KİŞİ
Murdoch 'seçilmiş kişi' ya da bir kahraman olarak doğmamıştır. Hatta geçmişi bile olmayan sıradan bir adamdır. Daha önce başka başka hayatları olmuştur diğerleri gibi. Ama böyle bir hikayede gerçeğe yakın tek kişi bir anlamda uyanışı sağlayan adam haline gelir. (J. Murdoch'ın uyandığı otelde oda numarası 614'tü. Hindu Yazıtlarında ve İncil'de 6:14 nolu bölümler bir kurtarıcıdan ve uyanıştan bahseder) Çünkü o bir şeyleri fark etmiştir. Bazen birilerine olur. O farkediş, gerçek, çarkın dışında olma durumu çıldırtabilir (Dedektif Walenski gibi) ya da farklı şekillerde tezahür eder. (Brazil'in Sam Lowry'si, Blade Runner'ın Deckard'ı, Matrix'in Neo'su...)


Kilit karakter=Dr. Daniel P. Schreber filmin tek 'bilinçli' karakteridir. Yabancılar şehre ilk geldiğinde onu seçerler ve o da kendi türüne ihanet etmek zorunda kalır. Yabancılar'a deneylerinde yardımcı olur ve şehrin, zihinlerin değiştirilmesini sağlar. Ama kendi hafızası da silinmiştir. John Murdoch'a 'Yabancılar'ı alt etmesinde yardım eder. Schreber, adını, psikiyatrinin en ünlü vakalarından olan, zihninin içindekileri ayrıntılarıyla ortaya çıkaran Daniel Paul Schreber'den alıyor.

''Hiç anlamıyorsun John. Sen hiç çocuk olmadın.'' (Dr. Daniel Schreber)

Bir bakımdan da kısır döngüde dolaşan paranoya dolu bir hikaye. Hafızasızlık başta olmak üzere filmdeki yokluklar (zamansızlık, ışıksızlık, bilinmezlik, çıkışsızlık, tekinsizlik, kimliksizlik...) büyük bir paranoya yaratıyor ve 70'lerin politik yapımlarındakine benzer bu ruh hali, retro-gerçeküstü dünyada filmin anlatımını güçlendiren bir öğe oluyor. Görsellik de dramatik yapıya çok güçlü bir şekilde eklemleniyor ve böylece 'Dark City'nin içerik-biçim ayrımı ortadan tamamen kalkıyor.


Görsellik de içerik kadar güçlü olunca bu estetik 'Dark City'nin etkisini kat be kat artırıyor. Eski arabalar, kıyafetler, karakterler, loş oteller, ışıksızlık, ara sokaklar kusursuz bir kara film havası verirken, eğik yapılar, bozulan tasarımlar Alman dışavurumculuğu ve sürrealizmi referans veriyor. Ama Dark City'nin alt metinlerinde olduğu gibi görsel referansı da saymakla bitmez.

''Karanlık Şehir, benim için bilim kurgu, çizgi roman, ve fantastik film temalarının bileşiminden çok daha fazlasıdır. Mr. X çizgi romanlarındaki Somnopolis'in gece görünümünün, Clive Barker'ın cenobite'larının, Terry Gilliam'ın gökdelen gemilerinin Kafka ve Theodore Sturgeon'ın çizgileri ile bir araya geldiği, gösterişli bir post modern karışımdır. Görsel anlamda çarpıcı bir film-noir'dır.'' (Neil Gaiman)

'Dark City' üzerine sayfalarca yazılacak kadar malzeme barındırıyor. Bu yazı olsa olsa filmin öneminin altını çizebilir. Karakter adlarından, referans verdiği hikayelere, görsel dünyasından repliklerine kadar uzun uzun okumalar yapılabilecek bir film. 'Metropolis', 'Brazil', 'Blade Runner' gibi türün klasiklerinin yanına rahatlıkla yerleşen Dark City'nin etkisi 'Matrix' dahil birçok filmde rahatlıkla görülebilmektedir. Alex Proyas'ın bu neo-film noir başyapıtı gösterime girdiği yıllarda hak ettiği ilgiyi göremese de daha sonradan sinefiller ve bazı eleştimenler (Roger Ebert başta olmak üzere) sayesinde kendi kitlesini yarattı. Yine de 'Dark City'i en iyiler listeleri ve bilimkurgu klasikleri arasinda çok sık görmeyebilirsiniz ama karşımızda her izleyişte daha çok soru sorduran, yeniden izleme isteği yaratan kusursuz bir film var. Senaryosundan anlatımına, görsel tasarımından müziğine, oyunculuklara kadar her şeyiyle kusursuz bir film...

Künye:Dark City, 1998
Yönetmen: Alex Proyas
Senaryo: Alex Proyas, David S. Goyer
Oyuncular: Rufus Sewell (John Murdoch), William Hurt (Frank Bumstead), Kiefer Sutherland (Dr. Daniel P. Schreber), Jennifer Connelly (Emma Murdoch / Anna), Richard O'Brien (Mr. Hand), Ian Richardson (Mr. Book)

 Filmin fragmanı: İzlemek için tıklayınız
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder