10 Nisan 2011

Bruges'de vicdan azabı

Son işlerinde sorun çıkan iki kiralık katil Bruges'e gelir. Biri şehrin tadını çıkarırken, diğeri bir an önce bu şehirden gitmek ister. Ama Bruges'ün ikisine de farklı sürprizleri vardır...



 Quentin Tarantino'dan sonra beyazperdede geveze filmler patlaması yaşandı ve her sene bu filmlere sıkça rastlamak mümkün. Çoğu birbirinin kopyası iken bazı filmler zekasıyla aradan parlıyor. 'In Bruges' sadece bu tanımlamayla sınırlı kalmayacak kadar derinlemesine işlenebilecek bir malzeme sunuyor seyredene.
İki kiralık katil Ray ve Ken, bitirdikleri biri işin ardından ortadan kaybolmak için Bruges'e gelirler. Patronları Harry Waters'tan emir alana kadar vakitlerini burada geçireceklerdir. Ama onlar gevezelik ederken bu 'kısa tatil' başka bir yolculuğa dönüşür.

Ray, Bruges'den nefret eder. Devamlı hakaret eder ve bir an önce gitmek ister. Ama asıl sıkıntısı çok daha büyüktür. Son işini görürken yanlışlıkla bir çocuğu da öldürür. Ve bunun vicdan azabını yaşar. Ken ise Bruges'e gelmenin keyfini çıkarır. 'Kültürel gezi'nin hakkını vermeye çalışır. Onun sıkıntısı ise daha sonra başlar çünkü Bruges'e gelmelerinin asıl sebebi başka bir görevdir.


'In Bruges'ün kağıt üzerinde sıradan görünen bir hikayesi var gibi ama senaryonun gücü burada devreye giriyor. Zekice yazılmış diyaloglar ve kusursuz hikaye kurgusuyla bu 'basit' hikaye özgün bir filme dönüşüyor. Yönetmen Martin McDonagh, öncelikle filminin tonunu çok iyi tutturuyor. Hatta benzerine sık rastlamadığımız bir formül uyguluyor. Tür karışımından öte, film noir, komedi, kara mizah ve dramın kullanımındaki serbestlik öne çıkıyor. Çok dramatik bir sahnede komik, absürt bir diyalog olduğu gibi, eğlenceli bir sahnenin ardından rahatsız edici bir bölüm gelebiliyor.

''Bir çiftlikte büyümüş olsaydım ve şu anda bir bunak olsaydım Bruges ilgimi çekerdi''

'In Bruges'ü farklı kılan özelliklerinin başında, malum diyaloglar geliyor. Tarihsel dokundurmalar, anlamsız espriler, kendi kendine göndermeler, klişelerle dalga geçmeler, sert adamların mantıklı olma çabaları, Bruges tartışmaları, lokantadaki kavga sahnesi, mantar tabanca, oteldeki uyuşturucu gecesi... Bu kadar iyi yazılmış diyaloglar saat gibi işleyen bir hikayeye monte edilince 'In Bruges'de bir dakika bile sarkan bölüm bulmak imkansızlaşıyor.

BRUGES BAŞROLDE
Filmin başrollerinden birisi de kesinlikle Bruges'ün. Filmin muhteşem atmosferi her an başrolde ve kanallar, köprüler, kuleler, oteller vs... prodüksiyona katkısından öte filmin diğer unsurları gibi tamamen hikayeye katkı sağlıyor. Sinema tarihinde mekanın en etkili kullanan filmlerden birisi olduğu rahatlıkla söylenebilir.


Tüm bunların ötesinde 'In Bruges'de asıl olan bir sorgulama. Ray, bir çocuğu vurduğu için vicdanını sorguluyor. Yaşamıyla ilgili önemli bir noktada ve hayatını sorgulamadan edemiyor. Yaptığı işin yanlış olduğunu düşünmüyor ama yaptığı işte büyük bir yanlış yaptığını biliyor. Suç ve ceza kavramını kendi kafasında tartıyor doğl olarak. Hayatını mahveden şey yanlışlıkla vurduğu çocuk... Yaptığı iş değil. Deli dolu biri olduğunu bilsek de hakkında fazla şey bilmiyoruz. Mesela, ona şişeyle saldıran bir kadını vurmasında sakınca görmediğini biliyoruz. Basit bir kiralık katil mi? Asla! Sadece onun varoluş sıkıntısı çektiği dönemini seyrediyoruz. Hayatının en önemli dönemi... McDonagh, Ray ve Ken'i anlamamız için anahtar diyaloglar seçiyor zaten. O yüzden Ray'i Bruges'den daha iyi bir yerde tanıyamazdık diye düşünüyoruz. Ken için de Bruges dönüm noktası. Onun sıkıntısı da patronundan aldığı yeni emirle başlıyor: Ray'i öldürmeli çünkü! Ray'i vurmakla, çok şey borçlu olduğu patronuna karşı çıkmak arasındaki seçimi onun da hayatını sorguladığı nokta.

'In Bruges' çok 'ciddi' konuları eğlenceli bir biçimde ele alıyor ama yine de içinizi acıtıyor. Çok önemli konulara dalıyor ama o konular içinde gezdiğinizi hissetmeden hikaye bitiyor. McDonagh hikaye anlatmaktaki ustalığını ilk filminde gösterirken siz de bir çok şeye hayran kalarak ayrılıyorsunuz. Bruges başta olmak üzere..

Künye:In Bruges, 2008
Yönetmen: Martin McDonagh
Senaryo: Martin McDonagh
Oyuncular: Brendan Gleeson (Ken), Colin Farrell (Ray), Ralph Fiennes (Harry Waters), Eric Godon (Yuri), Clémence Poésy (Chloë), Elizabeth Berrington (Natalie)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder