31 Aralık 2010

'Bir insanı kaybetmek için neden olamaz'



Arjantin'de 30 binden fazla insanı kaybedenler yargılanmaya devam ediyor ama Türkiye'de Cumartesi Anneleri hala adalet peşinde. Kadriye Ceylan da onlardan biri. Oğlu Tolga 6 yıl önce İğneada'da 'kayboldu' ve o günden beri sorumluları arıyor...

Tolga Baykal Ceylan 10 Ağustos 2004 tarihinde İğneada'da kayboldu ve annesi Kadriye Ceylan o günden beri oğlunu arıyor. Arayışı artık adalet, hak arayışına dönse de hiç yılmadan oğlunu kaybedenlerin ortaya çıkarılması ve cezalandırılması için çabalıyor.

Kadriye Ceylan, jandarmanın çelişkili ifadelerine rağmen, bütün kapıların yüzüne kapandığına isyan ediyor. Bütün çabalarına rağmen olayın kapatıldığını söylemeyen Kadriye Ceylan artık oğlunun yaşadığına inanmıyor ama bütün kayıp annelerinin istediği şeyi istiyor: Adalet. Ve Başbakan Erdoğan'a da sesleniyor: Biz anaları dinlesin. Dinlemek istiyorsa ve ondan sonra yargılasın...

DEVLETİN İNSANLARI KAYBETTİĞİNİ BİLMİYORDUM
Ben daha önceden devletin insanları kaybettiğini bilmiyordum. Ta ki oğlum kaybedilene kadar… İlk başta zaten oğlumu ararken bu ihtimali hiç düşünmedim. Fakat bir hafta sonra benim kafamda her şey belirdi oğlumla ilgili. Daha sonra kafamda şekillendi. Biz Balıkesir’de yaşıyorduk eşim devlet memuru, teknikeri. Oğlum doğuşundan itibaren çok farklı ve başarılıydı. Liseyi bitirdiğinde bizim aile dağıldı. Eşim evi terk etti. Oğlum üniversiteyi kazandı. İTÜ Matematik Mühendisliğini... Maddi zorluklarımız oldu. Oğlum hiç sokak yaşamını bilmiyordu. Yurtta kalmaya başlayınca, rahatsızlandı, şekeri olduğunu öğrendik. Önce psikolojik rahatsızlıklarla başladı ve beş parasızdık. Daha sonra üniversitede sorunları oldu, yurttan çıkarıldı öğrenciler. Bunun üzerine ben fakirlik belgesi yaptırarak rektörlüğe başvurdum, yeni yurtlarda kalabilmesi için. Bir sene bu şekilde rektörlük kontenjanından oğlumun yurtta kalmasına müsaade ettiler. Ancak ikinci sene geldiğinde, oğlum yurda geldiğinde dolabı boşaltılmış, eşyaları bir yere atılmış, hala kayıp onlar nereye atıldığı belli değil. Yurt müdürü rektör talimatıyla oğlumun yatağını dolabını eşyalarını atıyor. Tolga, dışarıda kaldı. Okula giriş kartları iptal edildi. Çevresinde arkadaşları kalmadı o dönemde. Uzaklaşmış oldu, şekerin verdiği bunalım, parasızlığın verdiği bunalım, içine kapandı oğlum. Çok içine kapandı. Ve de tepkileri büyüdü bu arada. Cumhurbaşkanına mektup yazacak kadar tepkiliydi. Üniversitenin faşizan yönetimini kınayan yazılar... Bu arada rektörlüğün oğlumun okula alınmamsı ile ilgili yazı çıkarttığını da öğrendim. Okula gitmediği halde derslerden ’0’ aldığını da yazmışlar. Bilgi işlemden ders kaydı yaparken çıkarılan sorunlar, okulda ona saldıranlar, taciz edenler… Bunlar benim o an tespit ettiğim bilgiler. Şimdi kaybedilişiyle birleşiyor bunlar. Tolga bu olaydan sonra çok geriliyor, çok üzülüyor. Zaman zaman intiharı bile düşünüyor. Saldırı olayından bir ay kadar sonra evimizin önüne her gün polis arabası gelmeye başladı, ama her gün. 3-4 ay boyunca bu sürdü. İlk zamanlar bizimle alakalı olduğunu düşünmedim. Komşulara falan sordum. Kimse bilmiyordu.

JANDARMANIN ÇELİŞKİLERİ
Daha sonra birileri Tolga’ya ‘’İğneada diye bir yer var, orda Şeker Baba diye birisi var üniversite gençlerine çok yardım ediyor. Onları çok koruyor. Hem de iş veriyor’’ demiş. Bir de Tolga çok saftı, çok temizdi. Ve ‘’oraya gideceğim’’ dedi bana. Onu gitmemeye ikna etmeye çalıştım. Korktum ürktüm açıkçası. Bunu Tolga’ya çok net söylemedim ama içimde vardı. İkna ettim ama daha sonra kafasına koyup gitti. Gittikten sonra Cumartesi aradı beni. ‘’Ben geldim merak etme’’ dedi. Pazar günü aramadı, Pazartesi aradı öğlene doğru. Dedi ki anne ben burada birileriyle tanıştım çok iyi insanlar, bir gün daha kalmam için ısrar ettiler’’ dedi. Ertesi gün Tolga’nın sesi çok neşeliydi. Orda arkadaşlar bulduğu için çok neşeliydi. Sonraki gün ise telefonu açtım ilk başta oğlumun sesi olduğunu tanımadım, kısılmış bir ses, çok uzaktan gelen bir ses. Duyduğum tek şey şuydu “Yaz 779 01 6…” derken telefonu birisi kapattı, meşgule düştü. Kodu falan yok telefonun. Anne günaydın hiçbir şey yok, kısık bir ses. Bağırdım falan telefon kapatıldı. Daha sonra oranın koduyla ben bu numarayı aradım hata sesi oldu. 118den aradım o bölgede böyle bir numara olmadığını öğrendim. 779’lu telefonlar nereler diye araştırdık. Çatalca’da, Ankara’da ve Doğu’da bir numara var. Ankara ve Doğu olamaz, Çatalca’yı aradım. Çatalca’nın Binkılıç köyü… Jandarma komutanı yardımcı oldu, bütün köyde anons etti sürekli, muhtarlara haber verdi. Sonra ben İğneada’ya gittim. Salı en son sesini duyduğum gündü üzerinde 4 gün geçti. Jandarmaya gittik. Bana şunu söylediler. ‘’Oğlunuz burada yok. Söyledik aramayın, o Pazartesi günü ayrıldı buradan’’ Ben dedim ‘’Pazartesi günü ayrılmış olamaz’’. ‘’Arkadaşlarını göreyim’’ dedim. Çadırda kimlerle kalmış diye. ‘’Görüştüremeyiz’’ dediler. Görüşemedik. Ben hissediyordum ki oğlum orada. Bunu hissettim. Çok güçlü bir şekilde hissettim.


NEREDE BENİM ÇOCUĞUM?
Beğendik köyünün muhtarını aradığımda anlattım oğlumu, o da, ‘’sizin dediğiniz gibi bir şahıs buraya geldi dedi, 1 hafta falan oldu dedi. Kültürlü efendi birisiydi. ''Ne zamandı bu olay?'' dedim. ‘’Tam hatırlamıyorum ama bir hafta oldu’’ dedi. Yani o Salı gününe tekabül ediyor. Ve daha sonra ‘’Burası Jandarma bölgesi bizde yazılı bir talimat var bölgede yabancı gördüğümüz zaman jandarmaya bildiriyoruz dedi. Hemen jandarmaya bildirdik o gün’’ dedi. Savcılık soruşturmasında da Jandarma oğlumu gözaltına aldığını itiraf etti. Saldınızsa nerede benim çocuğum?

Soruşturmadan bir şey çıkmadı çünkü bir sürü yalanlar var soruşturmada. Savcılık soruşturma açmadı iddianameyi bile hazırlamadı. AKUT’un arama yapmasını istedim engellediler. Sonra oğlumun çamaşırları ortaya çıktı. Ve şunu söylediler ‘’oğlunuz yüzerek gitti Bulgaristan’a’’. O güne kadar 1 hafta geçti AKUT arama yapacağım diye çıkınca ortaya çamaşırları çıkardılar.

BİR İNSANI KAYBETMEK İÇİN NEDEN OLAMAZ
Ne kadar şey ortaya çıkarsa çıksın, bütün kapılar kapandı yüzüme. Oğlumun ardında ne var bilmiyorum artık sorgulamıyorum da. Çünkü bir insanı kaybetmek için bir neden olamaz. Hiçbir neden bunu haklı gösteremez. ‘’Ne hakla’’ diye soruyorum. Oğlum yaşamıyor. Oğlum yaşasaydı hapis bile olsa bana mutlaka ulaşırdı. Hakkın yerini bulmasını istiyorum. Oğlumun bir mezarı olsun. Evlatsız bırakanlara kahrediyorum. İnanıyorum bizi yaratan bir insan var buna çok inançlıyım ben mutlaka cezalarını verecektir ama mademki bir hukuk devletiyiz karşılığı olmalı. Tolga yaşamıyor ama başka hiçbir anne bunu yaşamasın. Ömür boyu bir işkenceye mahkum ettiler. Bu acıyı artık başka bir ana çekmesin.

Ben bu millenin vatandaşıyım yurttaşıyım bu ülke benim. Bu ülkede kim yaşıyorsa kim bu ülkede doğmuşsa bu ülke onların bu ülke bizim. Aileler kime karşı savaşacaklar? Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı mı? Bundan korktukları için bir sürü aile kayıplarına rağmen susuyor. Duyarlı insanlar var benim tek istediğim onların korkularını yenmeleri. Demokrasi mutlaka olacak. Birileri bu yolda bedel ödeyecek. Canlarımız yanacak. Ama bir gün bu topraklara inanıyorum ve çok istiyorum insanların düşündüklerini söyledikleri zaman susturulmayacağı, eziyet edilmeyeceği, işkence edilmeyeceği kaybedilmeyeceği günler mutlaka gelecektir. Buna çok inanıyorum inanmak istiyorum. Ve benim bundan sonraki hayatım başka Tolga’lar olmasın.

Başbakan bizi dinlesin. Biz anaları dinlesin. Dinlesin, ondan sonra yargılasın. Ondan sonra versin kararını. İnsanlar bizi kullanıyor mu kullanmıyor mu? Yanındakileri değil bizi bir dinlesin. 75 milyonu aşkın olan bir coğrafyada yaşayan insanlar da böyle bir ayıba, böyle bir onursuzluğa sessiz kalmasınlar. Bir daha kimsenin başına gelmemesi için.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder