9 Kasım 2010

'Bu ülkeye ancak bu kadar kötülük yapılabilirdi'

''Gerçekten çok sayıda nefret suçu işlediler. Çok sayıda ırkçı, ayrımcı başlıklar attılar. Bu ülkeye ancak bu kadar kötülük yapılabilirdi...'' Ahmet Kaya'nın 10. ölüm yıldönümünde, Gülten Kaya ile geçen 10 yılı, dilenen özürleri, atılan manşetleri, 'Başbakan'ın samimiyeti'ni konuştuk.



''Vay şerefsiz'', ''Şerefsiz iş başında'', ''Parayı veren Ahmet'i alır'', ''Ahmet Kaya adında bir şerefsiz''... Bu ve bunun gibi sayısız manşet ve başlığın atılma sebebi Ahmet Kaya'nın ağzından hiç çıkmayan sözlerin bir gazete tarafından söylenmiş gibi gösterilmesiydi. Bugün hala birçok insan Ahmet Kaya'ya söylemediği sözler, montajla hazırlanan fotoğraflar ve çarpıtılan bilgiler nedeniyle nefret kusuyor.

''Vay Şerefsiz'' manşetinin mimarı Ertuğrul Özkök, ''Bir insanın hayatı bir manşetle değişmez'' dedi ama atılan manşetlere, ve bugüne kadar yazılan köşe yazılarına bakıldığında bile, bir insana yapılan saldırının kısa sürede ne boyuta geldiğini rahatlıkla görebilirsiniz.

O dönem Fatih Altaylı, Ertuğrul Özkök, Cenk Koray gibi köşe yazarları tarafından yazılanlara belki de çok şaşırmamak lazım çünkü bu nefret söylemi şu an hala devam ediyor, hala günlük gazetelerde sık sık karşımıza çıkıyor.

Hayat karartan manşetler için tıklayınız

''Önümüzdeki günlerde yayımlayacağım albümde bir Kürtçe şarkı söyleyeceğim'' demişti Ahmet Kaya. Bunu söylerken, yılllar sonra pişman olacak 'ünlü'ler tarafından linç edileceğini de, bir günde bölücü ilan edileceğini de, ülkesinden uzakta öleceğini de tabii ki bilmiyordu. Gülten Kaya ise eşinin ölümün üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen hala o yalan haberleri temizlemeye çalışıyor.


Ve şimdi Gam Müzik’ten çıkan ‘Ülkemde Son Turnem’ isimli DVD ve yönetmenliğini Ümit Kıvanç’ın yaptığı ‘Uçurtmam Tellere Takıldı’ isimli belgesel Ahmet Kaya'nın Türkiye'deki son turnesi ve o tarihten sonra Kaya'nın yaşadıklarını gözler önüne seriyor.

Ahmet Kaya'nın ağzından dinlemek için tıklayınız

Biz de Gülten Kaya ile bu iki DVD'de yer alanları ve geçen 10 yılı konuştuk:

Öncelikle 10 yıl oldu, 10 yıl sonra neler hissediyorsunuz?
Tabii ilk günden itibaren hissettiğim şey hiç değişmedi. Hayatımızdaki o büyük boşluk bir daha asla dolmayacak. Yani o büyük gedik yerinde duruyor. Biz onunla başa çıkmaya çalışıyoruz ama başa çıkılabilir bir duygu değil sahiden. Zaman geçtikçe anlıyorum ki böyle bir şey yok. Tersine daha çok özlüyorsunuz araya zaman girdikçe ve daha çok acı çekiyorsunuz. Ama bu kadar hiç bir şeyini oturtamamış bir ülkede oturup hayatı sadece yasla geçirmek gibi bir lüksümüz de yok.

10 yıl geriye gidildiğinde bir sanatçının ne söylediğine tekrar bakalım. Ve Türkiye’nin geldiği noktaya bakalım. Zaten o da bundan bahsetmişti. Şimdi artık bu konuşuluyor oldu. Henüz çözüm bulamasak da. İnsanlar artık ‘’Peki onun kabahati neydi?’’ demeye başladılar. Bu iyi bir şey; bunu sorgulamak doğru ve sağlıklı.

Peki o malum geceye devamlı geri dönülmesi sizi rahatsız mı ediyor yoksa tam tersi bunun konuşuluyor olması istediğiniz şey mi?
Ben artık iki şeyi birbirinden ayırmayı öğrendim. Yani daha doğrusu 25 yılda hep bunu öğrendim. Kendi yaptığımız işin mutfağında çalışırken de bu böyleydi. Bir eşim Ahmet vardı bir de profesyonel olarak benim de arka planında çalıştığım Ahmet Kaya vardı. Şimdi de aynı şey geçerli. Şimdi benim eşim olarak Ahmet var, kendi kişisel acım var. Bir de profesyonel bir müzik adamı üzerinden baktığımızda bir Ahmet Kaya var, ona yapılanlar var. Ve onun topluma yansımaları var. Gülten olarak Ahmet Kaya üzerinden bunların konuşulmasını çok gerekli buluyorum. Bu beni sarsıyor olsa bile buna razıyım ki bunu düzeltelim.

Son aylarda basına sık sık yansıdı; o gece orada olanların açıklamaları için ne düşünüyorsunuz? Özür dileyenlerin sizde karşılığı oluyor mu? Mesela Serdar Ortaç defalarca özür dilediğini söyledi…
Şimdiye kadar hiç isim anmadım, zikretmedim ve zikretmeyeceğim de. Ama ortada gerçekten samimiyetle içtenlikle söylenmiş bir özür olduğunu da düşünmüyorum. İki Ahmet’i birbirinden ayırt ettiğimi söyledim zaten, toplumsal açıdan baktığınız zaman milyonlarca insanın sevdiği bir Ahmet Kaya var ve o Ahmet Kaya onların da kaybı. Dolayısıyla o özrün onlara dilenmesi ve onlar tarafından da kabulü gerekiyor. O özrün hayatın içinde yapılması gerekiyor. Kişisel planda ise, o sağlıksız zihinsel yapı yerli yerinde durdukça, ki duruyor, hiçbir özür benim kabulüm değildir.

'ÖZRÜ SIRADANLAŞTIRMASINLAR'
Öte yandan çok net dillendirilmiş özürler de yok. Herkes kendi tavrını temellendirme ve aklama çabasında. Bunun adı özür değil. Özür çok kıymetli bulduğum bir şeydir. Ve onun içini boşaltmamak gerekiyor. Bu kadar sıradan olmaz o özür tavrı. Sıradanlaştırmamak lazım. Bahsini ettiğimiz insanlarınki de sahici ve samimi bir özür değil çünkü hep kendilerini aklama çabasındalar. ‘’Ben hatırlamıyorum” “Çok gençtim, şimdi olsa yapmam”, “Ben zaten orada memleketim şarkısını söylettim, toparlamaya çalıştım’’ ‘’Bugün olsa o başlığı atmazdım’’ gibi… Bunlar özür falan değil. Bunlar bireysel aklanma çabaları. Onun için bunların dikkate alınacak bir yanı yok. Bu ülkede gündemi belirlemiş en büyük gazetenin genel yayın yönetmeni bile (eğer bir hafıza kaybı yaşamıyor ise) vbunu bilinçli yapıyor. Diyor ki, o başlıkları attıktan 8 yıl sonra Ahmet Kaya öldü. Ve bunu toplumun gözünün içine baka baka söylüyor ve defalarca söylüyor. Şimdi bunun neresini ciddiye alabilirsiniz?



Ayrıca, bu konunun mütemadiyen bu çerçevede konuşulması acı. Zira görüntüler ortada. O gecenin aktörleri ortada, Medyayı temsil eden bazı aktörlerin sonradan yaptıkları TV haberleri, yazdıkları yazılar, attıkları başlıklar ve diğer tüm açıklamaları da ortada. Bu konu hayatın ortasında artık ve orada durmaya da devam edecek.

Bir manşetle insanın hayatı değişmez de denildi… Değişir, bunun bin tane örneğini gördük. Yani o gazete Kürt işadamları listesini yayınladığında o insanlar öldürüldüler. Hatta sanatçılara sıra gelmişti. O insanlar Meclis’in 411 oyla aldığı bir karara bile demokrasi normlarını çiğneyerek başlıklar attılar. Şimdilerde “e ne var bunda, fena mı oldu, konu Anayasa Mahkemesine gitti” diye açıklıyorlar. İşte demokrasi algıları bu. Hrant Dink’in Ahmet Kaya’nın finalini hazırladılar. Hatta Orhan Pamuk için final hazırlamaya soyundular. Dönüp arşivlere baktığınızda bu ülkeye karşı işlenmiş o kadar çok günah bulabilirsiniz ki o gazetede. Biz Hrant’ı, Ahmet i geri getiremeyiz ama hakikat için mücadele etmeye devam edeceğiz.

''Bir gün birileri nasılsa, Kürt asıllı olduğu için, Kürtçe bir şarkı söylemek isteyen bir adamın hiçbir ülkeyi bölmediğinin öyküsünü yazacak ve bu öyküyü okuyan insanlar şarkı söyleyen insanlardan ve şarkılardan korkulmaması gerektiğini anlayacaklardır. Ben klasik bir kadere teslim olmak istemiyorum ve öldükten sonra değil, şimdi anlaşılmak istiyorum.'' (Ahmet Kaya)

'BİR ÜLKEYE ANCAK BU KADAR KÖTÜLÜK YAPILABİLİRDİ'
Gerçekten çok sayıda nefret suçu işlediler. Çok sayıda ırkçı, ayrımcı başlıklar attılar. Bu ülkeye ancak bu kadar kötülük yapılabilirdi. Hala yerli yerinde duran ‘’Türkiye Türklerindir’’ logosu var orada. Biz neye inanacağız. Ben Kürdüm ve Aleviyim ve burası benim ülkem. Kim bunu tayin ediyor ki? Bir Kürt Alevisi olarak Türkiye’nin benim de olduğunu söylüyorum. Türk değilim. Türkiyeliyim. Türkiye, Türkiyelilerindir demek başka bir şey. Türkiye, Kürtlerin, Alevilerin, içinde yaşayan Ermenilerindir, Rumlarındır, diğer azınlıkların, burada yaşayan tüm halklarındır da aynı zamanda. Eşimin bir cümlesi vardı ki burada anmadan geçemeyeceğim;”Biz ulusal kültürden, kültürel kimlikten söz ettik, onlar bunu nüfus cüzdanı olarak algıladılar, bu kadar acayipler işte” Bize en gerekli olan şey zihinsel dönüşüm, zihinsel devrimdir. Bu yapılmadığı sürece, bebeklerden katiller yaratan o zihniyeti değiştiremediğimiz sürece sokaktaki her çocuğu potansiyel katil yapabilirsiniz. Vahim olan hala bunu görmezlikten deliyor olmaları.

O atılan manşetlerin etkisi hala devam ediyor mu sizce?
Büyük bir gazete böyle bir başlık attığı zaman, okuyanların aklına böyle bir şey yapıştırdığınız zaman Bu insanın bir vatan haini olduğunu, bir şerefsiz olduğunu söyleyip insanların hafızasında onunla ilgili böyle bir imaj oluşturduğunuz zaman bunu kolay kolay değiştiremezsiniz. Artık bunu değiştirmenin yolu da kendileri ile ilgili aynı başlığı atmaktan geçer ki bize yapılanın adı oydu zaten. Hatta bunu aylarca, yıllarca yapmaktan geçer. Başka türlü olmaz.

O gecenin en önemli tanığı sizsiniz, ama sizin ağzınızdan o gecede bulunan isimlerle ilgili bir şey duymadık. Bu kadar isim konuşunca bir şeyler açıklama ihtiyacı duymuyor musunuz?
Duymuyorum. Çünkü bu inkarcılıkla, bu ikiyüzlülükle, bu ahlaksızlıkla ilgilenirsem kendi değerlerimden uzaklaşırım. Aslında bu ahlaki bir duruştur ve onlara ders olsun istiyorum ama anlamakta zorlanıyorlar. Bence hayat öğretecek onlara bunu. Bu ülkenin sağlıklı yaklaşımlara daha fazla ihtiyacı var.

O zaman ‘Ülkemde Son Turnem’den bahsedelim…
Bu DVD’de o turne görüntülerinin-konserlerin yanı sıra, Ahmet Kaya’nın konuşmaları da var. Bu konuşmalar çok önemli. 90’lı yılların ikinci yarısından itibaren her sahnede ‘’biz bu ülkeyi birleştirmeye soyunduk’’ diyen bir Ahmet Kaya ve ona atılan “şarkıcı değil bölücü” manşetleri de var.

O dönemde sizin en zorlandığınız şeyin, sesinizin Türkiye’ye ulaşamaması, görmezden gelinmesi ya da çarpıtılması olduğunu söylemiştiniz. Yeni çıkacak DVD’de tam da bu sebepten mi?
Evet. O DVD’de en önemsediğim kısım o konuşmalar. Yani Ahmet Kaya’nın söyledikleri ve atılan başlıklar var. Mesela o ünlü ‘Vay şerefsiz’ başlığı var. Ama gerçek konuşmalarda Ahmet Kaya’nın böyle demediğini herkes görecek. Sonrasında da diyor ki ‘’Ben hiçbir halka-halklara asla şerefsiz demedim. Ama bu lafı kullandım. Her halkın şereflileri vardır şerefsizleri vardır. Birkaç kişi yüzünden dedim. Benim Türkiye halkına ya da Türkiye halklarına böyle bir lafı kullanmayacağımı herkes gayet iyi bilir. Bırakın benim kullanmamı benim yanımda bile kimse kullanamaz bu lafı.’’ Bunlar tarihsel görüntüler. Ne kadar çok insana ulaşırsa o kadar iyi olacak. İnsanlar bu konuşmalarla o başlıkları karşı karşıya getirdiğinde bu yaman çelişkiyi görecekler. Bir gerçek Ahmet Kaya portresi bir de medyanın kurguladığı Ahmet Kaya portresi var. Gerçeği hangisi, buna bakacaklar.

Bir de belgesel hazırlandı değil mi?
Evet, ‘Uçurtmam Tellere Takıldı’ adıyla bir Ahmet Kaya belgeseli hazırladık. Yönetmeni Ümit Kıvanç. Ahmet Kaya’nın çocukluğundan son anına kadar süreci özetleyen bir belgesel... İlk gösterimi anma toplantılarında yapacağız. 11 Aralık tarihinde Lütfü Kırdar sahnesinde, Paris ve Viyana’daki anma toplantılarındaki gösterimlerden sonra ahmetkaya.com, gecetreni.com, haysiyet.com gibi adresler üzerinden herkesin izlemesini sağlayacağız.



Her yıl Ahmet Kaya’nın ölüm yıldönümünde ona dair bir şeyler çıkarıyorsunuz. Bunlar devam edecek mi?
Fikir bitmez kuşkusuz. Ama şimdiye kadar bunu geleneksel hale getirmemizin bir sebebi de demin sözünü ettiğimiz bu konuyu bizim cephemizden hayata taşımak ve doğruya ulaşana kadar bunun tartışılmasını sağlamaktı. Bu sahiden ve samimiyetle tartışılmaya başlandığında herkes o dönemde bunun bir linç olduğunu ve bunda pay sahibi olduğunu kabul ettiğinde zaten bu gerçek yerli yerine oturmuş olacak. Umuyorum benim ömrüm yeter bu sonucu görmeye.

Bizim amaçlarımızdan bir Ahmet Kaya’ya yapılanları hayatın ortasında tartışmaya açmaksa, diğeri de O’na ‘hep buradasın, yanı başımızdasın, hayatın içindesin’ demekti. Şarkılar zaten geleceğe atılan en doğru köprü. Şimdiden sonrasını kurgulamak ise zor… Fikir bitmez diye düşünüyorum. Ya da belki hayat bunu karşılar ve ona yaşatılanlar gerçekten istenen düzeyde konuşulmaya başlanır ve gerçeğin kendisini görmeye başlarlar. O zaman da hayata emanet ederiz Ahmet Kaya’yı ve bende biraz dinlenirim…

10 yıldır dinlenemiyorsunuz…
Evet, sadece oturup ‘bir eş kayıp ettim’le geçirmedim zamanı. Üreterek de geçirdim. İkisi birden daha da ağır. Hem bir sorumluluk duygusuyla üretmek, hem haksızlıkla başa çıkmak, onunla tek başına mücadele etmek... Öte yandan onun yokluğuyla kişisel hayatımda mücadele etmek de son derece yorucuydu. Bazen kızım kızıyor bana, ‘’Babam üzülüyordur bu kadar yorulmana’’ diye. ‘’Benim için artık senin sağlıklı olman önemli, sen varsın hayatımda’’ diyor. Kendi kaygıları var, haklıdır da. Ama daha işimiz bitmedi. Bunun illa Ahmet Kaya üzerinden olması gerekmiyor. Ben bir yurttaş olarak da bir daha başka kimseye yapılmaması adına da bununla ilgili tüm çabaların içinde olmaya çalışıyorum. Bu ülkede bir nefret suçu söylemi var, bunun yasalarda bir karşılığı olması gerekiyor artık. Uygar dünyada bu böyledir. Bu da benim için amaçlardan biridir. Bir cezai karşılığı bir yaptırımı olana kadar ben de mücadele içinde olacağım. Bir parçası da bizim hayatımıza yansıdı.

Peki Başbakan Erdoğan’ın Ahmet Kaya’yı anarak, ağlamasını samimi buluyor musunuz?
Başbakan oyuncu değil ki. Profesyonel oyuncular ancak öyle yapabilir. Bazı insani şeylerin içini boşaltmamak lazım. Yani eğer böyle davranırsak her birimizin gözyaşı diğerine sahte gelir. Bir arada olamayız. Birbirimizin acısına dokunamayız o zaman. Bir muhalefet partisinin ‘’Ona ağlayacağına şehitlere ağla’’ gibi tuhaf bir yaklaşımı olmuştu. Çok usturuplu politika yapacağını zannettiğiniz biri yapıyor bunu üstelik de. Bu ikisi karşı karşıya getirilmemesi gereken şeyler. Sayın Başbakan’ın Ahmet Kaya ile ilgili bireysel bir arka planı var. Başbakan şiir okuduğu için yargılandığında Ahmet Kaya ona sahip çıkmıştı ve demişti ki ‘’Bu ülkede hiç kimse şarkılar okuduğu için, şiirler okuduğu için yargılanmamalıdır.’’ Başbakan bundan duygulanıyor, bundan herkes duygulanır. Bu sahici bir durum. Başbakan bir TV programının orta yerinde birden bire Ahmet Kaya ile ilgili konuşmuyor ya da orda ağlamaya başlamıyor ki. O, Ahmet Kaya’nın bunları söylediği gecenin görüntüleri üzerine, o gecenin ruh haline dönüyor ve ağlıyor. Bu çok insani bir şey. Birbirinizin politikasıyla uğraşın ama bari birbirinizin insani noktalarına dokunmayın.

Bu ülkenin öğrenmesi gereken, bir başkasının mağduriyetine de sahip çıkmak. Biz bunu yapmayı öğrenirsek düzeliriz, iyileşiriz. Bir sosyalist şiir okuduğu zaman diğer bir sosyalist ona sahip çıktığında bu zaten olması gereken bir şey. Ama daha da ötesine ihtiyacımız var. Bir ülkücü, bir sosyalist şiir okuduğunda sırf şiir okuduğu için yargılanıyorsa ona sahip çıkmalı ya da tam tersi olabilmeli. Biz hep böyle baktık. Onun için bütün mağduriyetler bizi ilgilendiriyordu ve etkiliyordu. Başörtüsü de bizi ilgilendiriyordu, Cumartesi anneleri de.

Başbakan’ın Ahmet Kaya’yı anmasının bu zihniyetin değişimi anlamında önemi var mı?
Öyle bakamayız. Benim bu ülkede zihniyet değişikliğine ihtiyaç var dediğim şey gündeme geliyor o zaman. Başbakan bunu söyledikten 2 gün sonra Ahmet Kaya şarkısı dinlediği için bir çocuk dövülebiliyor polis tarafından. Çünkü zihniyet duruyor.

Bunun devletin en tepesinden gelmesine rağmen o normalleşme için yeterli olmadığını mı düşünüyorsunuz?
Kuşkusuz ki önemli. Ama bu dikey durumdur. Zihniyetler dikey durumlarla değişmez. İstediğiniz kadar yasa çıkartın olmaz. Aşağıdan yukarıya değişmesi lazım. Bunu bir hiyerarşiyle yapılması mümkün değil. Toplumsal mantalitenin değişmesi gerekiyor. Başbakan’ın bunu söylüyor olması kuşkusuz ki önemli ve değerli ama sokağın zihniyet değişimi bir süreç gerektiriyor. O süreçle ilgili de hepimizin çaba göstermesi gerekiyor. Şarkılar hiç bir ülkeyi bölmez, bunu algılatmak gerekiyor topluma. Birbirinize değebildiğiniz farklı kesimlerden herkesle bunu konuşmanız gerekiyor. Bu aşağıdan yukarıya olur, sokağın zihniyeti böyle değişiyor. Bunda medyanın çok büyük fonksiyonu olduğunu düşünüyorum. Medya sokağı direkt etkileme gücünü pozitif kullanırsa işler hızlanabilir.

10 yılı geride bırakıyoruz. Sürecin kendini tekrarlayan şekilde devam edeceğini mi yoksa bu tartışılan şeylerden bir gün kurtulacağınızı düşünüyor musunuz?
Ben genel olarak değişimin kaçınılmazlığına inanan biriyim. Tarihini bilemeyiz sadece. Şu ana kadar konuştuklarımız bunu hızlandırmak için. Fakat tam anlamıyla ne zaman gerçekleşir tam istediğimiz özlediğimiz Türkiye’ye ne zaman kavuşuruz bilemiyorum. Kimse bilemez zaten ama bizim çabalarımız bunun küçük çapta da olsa hızlanmasını sağlamaya dönük.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder