10 Kasım 2010

100 sayıdır filmlerle yaşıyorlar

''12 Eylül’ün depolitize ettiği bir kuşağın apolitik olmayan bireyleriyiz... Yok olan bir geleneği yaşatıyoruz. Bu da bize romantik sorumluluk yüklüyor...'' 100. sayısını çıkartan Altyazı ekibinden Fırat Yücel ve Senem Aytaç anlattı...


Türkiye'de sinema dergilerinin ömrü maalesef uzun olmuyor. Empire, Total Film, DVD+ son dönemde kapanan dergilerden sadece birkaçı. Bu kapanma tehlikesini daha yolun başındayken yaşayan Altyazı ise zor olanı başararak 100. sayısını çıkardı.

Mithat Alam Film Merkezi'nde film izleyip, film konuşan genç sinefillerin kurduğu Altyazı, alternatif popüler ayrımı yapmayan, filmleri tanıtmaktan çok okumaya, anlamaya çalışan bir dergi olarak yola çıktı ve 100 sayıda Türkiye sinemasının önemli bir parçası haline geldi.

Hazırladıkları dosyalar, yönetmenlerin sineması ve filmler üzerine yaptıkları analizler ile 'alınması gereken' bir dergi oldu. Dayatılandan uzakta, istedikleri ve sevdikleri filmleri, yönetmenleri, yazarları, sinemaya bir şekilde dokunan herkesi ve her şeyi paylaştılar. Ve '100 Özel Sayısı'nda da sinema üreten ve sinemayı dert edinen bu kişilerin işlerini bir araya getirdiler.
Biz de bu 100 sayılık yolculuğu ve Altyazı'ya dair birçok şeyi derginin genel yayın yönetmeni Fırat Yücel ve editörlerden Senem Aytaç'la konuştuk:
Başa dönelim, Altyazı nasıl ortaya çıktı?
Fırat Yücel: Boğaziçi’nde Mithat Alam ‘auteur yönetmenler' dersi veriyordu; Alfred Hitchcock, Ingmar Bergman, François Truffaut… Dersi alan grubun da bu yönetmenlerin sinemasına yoğun ilgisi oldu. Bu ilginin oluşturduğu diyalog sinema dergisi yapmaya götürdü bizi.

Altyazı adı da şuradan geldi. O klişe, içinde sinema geçen isimlerin dışında bir şey arıyorduk. Sinemayı çağrıştıracak bir kelime ama bir taraftan da edebi olacak bir isim. Enis (Köstepen) Altyazı deyince hepimizin hoşuna gitti. Altyazı’nın bir şeyin açıklaması, tercümesi olarak da anlamı var. Film okumayı sevdiğimiz için bir alt metin anlamının olması da çok uygun geldi bize. İsmi Altyazı olan bir derginin sadece yabancı film içerikli olduğuna dair bir önyargı oluştu. Ama bizim için yerli filmin de altyazısı vardır. Bir eleştiri yazıyorsan o onun altyazısı oluyor.

Geniş Açı dergisini tecrübesiyle yola koyulduk. Her konuda onlardan yardım aldık ve Altyazı’da Geniş Açı modelini uygulamaya çalıştık. Ama fazla iddialı girdik. Çok bastık ilk sayıyı. Reklam gelirleri olmadan fazla basınca da satış elde edemedik. Öyle olunca da yürümedi ekonomik olarak bir kriz yaşadık.


O sayıda ‘bırakalım’ dediniz mi?
F:Y: Açıkçası ilk zamanlar böyle konularla Yamaç (Okur) ilgileniyordu. Biz dergini içeriğine çok ağırlık vermiştik. Kafamız içeriğe çalışıyordu.

Senem Aytaç: Hala da biraz öyle.

F.Y: Sonra Fida Film’in desteğiyle devam ettik, daha sonra da Boğaziçi’ne geçtik. Boğaziçi’ne geçtikten sonra ekonomik olarak rahatlayınca tam olarak istediğimiz dergiyi yaptık.

Satış grafiğiniz değişiyor mu?
S.A:
Az çok aynı, bu tip dergilerde rakam hep aynı oluyor. Belli bir rakamın üzerine çıkamıyor. Başlarda kapak satışı etkiler diye düşündük ama sonraki tecrübelerimizden bunun satışı etkilemediğini gördük.

Maddi anlamda sıkıntı var mı? Yapmak istediklerinizi gerçekleştirmek açısından soruyorum…
S.A:
O sıkıntı hep var. Dergi dönüyor ama dergide çalışanların geçim sıkıntısı sürüyor.
F.Y: Altyazı kolektif bir dergi. 10 kişilik bir yayın kurulu var. Ve bu 10 kişi derginin bütün yayın politikasında müdahil. Kendi aramızdaki iletişim sonucu oluşan bir yayın çizgisi var. Bunu kaybedersek standart bir dergiye dönüşür. Yayın kurulunun sinerjisini yansıtan bir dergi yapmaya çalışıyoruz. Yaptığımız dosyalar, tartışmalar gibi…

Bir de biz başladığımızda 7-8 film çekilirdi şimdi 70’e yaklaştı. Biz kendimizi bir şekilde Bağımsız Türk sinemasının yükselişinin bir parçası olarak görüyoruz. Tüm o genç yönetmenlerle iletişim halindeyiz. Sadece yazan kişiler değil de içinde olmak, Türkiye sineması üzerine söz söylemek istiyoruz. Bir şekilde yapılan sinemanın şeklinde de etkili olmak istiyoruz.

Bu kadar film yapılıyor. Çoğu 1 hafta vizyonda kalıyor. Avrupa’da ödül alıyor, burada gösterimde tutunamıyor. Bunun bir karşılığının olması lazım. Birçok genç yönetmen film çekmek istiyor ama onun kültürü yok. Bir süre sonra insanlar bu işi bırakacak. Bizim devam etme isteğimiz de bununla ilgili. Onun kültürünü oluşturmak.

S.A: İçimizden yapımcı, yönetmen de çıktı. Bir noktadan sonra bizi heyecanlandıran da o oldu. O insanlarla, yapımcılarla, yazarlarla yönetmenlerle organik bir bağ kurduğun zaman bu yaptığın işi daha anlamlı kılıyor.

Altyazı’yı diğer dergiler arasında nereye konumlandırıyorsunuz?
Önceden çizgiler daha kalındı. Bir tarafta Yeni Film, Yeni İnsan gibi daha alternatif, politik dergiler bir taraftan da Empire, Total Film, Sinema gibi popüler dergiler var. Bir ara Sinerama bizim yaptığımıza benzer bir şey yapmaya çalıştır ama sadece 6 sayı çıktı. Bizimki o zaman da olsa şimdi de olsa ara bir konum. İkisini barıştırmaya çalışan bir konum. 

Mesela Sinema alan Altyazı almaz gibi bir şey var mı?
F.Y: Tam tersine, Sinema alan Altyazı da alıyor Altyazı alan Sinema da alıyor.

S.A: Mesela Empire, Total Film çıktığı zaman da satışımız aynıydı. Çünkü sinemayı seven okuyucu hepsini almak istiyor.
'REKLAM AMACIYLA YAPILAN İDEOLOJİYİ YUTMUYORUZ'
F.Y:
Dergi okuru hepsini almak ister. Bu dergiler birbirini besliyor. Sonuçta popüler dergiler üç aşağı beş yukarı birbirine yakın. Alanı belli. Bizim yola çıkarken amacımız farklıydı; Kesinlikle yurtdışından derleme yapmayacağız. Basın bültenleriyle kesinlikle ilgilenmeyeceğiz. Çünkü bu dayatılan bir içerik. Orada ideolojik bir şey yapıyorsun. O cümlelerde ideolojik bir şey var. Bu bütün dünyada dönüyor. Bir filmle ilgili bir basın kiti yoluyorlar bütün dünyada aynı içerik yayınlanıyor. Orada da bir ideoloji var. O film başka bir şey söylüyor olabilir ama hazırlanan bülten başka bir şey anlatabilir. Reklam amacıyla yapılan ideolojiyi yutmuyoruz. Bunun içine yorum katmayacaksan biz niye varız. Biz yayın kurulu dergisi değiliz. Hiçbir şekilde tanıtım içeriği yapmıyoruz. Ne yazmak istiyorsak onu yazıyoruz. Bu çizgi üzerinden gittik. Filmler üzerine düşünen bir dergi tanıtan değil.

S.A: Bir film eleştirisi beğeni üzerinden ilerliyor ama beğeni kişisel bir şey. Hepimiz bazı filmleri beğenip bazılarını beğenmiyoruz ama bizim işlevimiz bu değil. Hangi filmi beğenip beğenmediğimizi söylemek değil, o filmden ne anladığımızı söylemek. O yüzden beğeni kriterini dergiden tamamen çıkardık. Hatta çoğu yazıda yazarın o filmi beğenip beğenmediğini anlamayabilirsiniz bile.

F.Y: Örneğin, David Fincher filmleri ile ilgili istediğiniz gereksiz bilgiyi, binlerce internet sitesinden bulabilirsiniz. O zaman biz niye aynısını yapalım ki? Niye bizim dergimizi alsın ki o kişi. Açar herhangi bir siteye bakar.

Birçok dergi çıktı promosyonlara rağmen ömrü uzun olmadı. Altyazı’yı 100’e ulaştıran belirleyici sebep yukarıda vurguladığınız şey mi?
S.A: Yayın dergilerinin kapatılma nedenleri o yayın grubu ile ilgili. Yani satsa bile o dergi kapatılabilir. Biz de bir yayın grubunda olsak kapanmıştık çoktan. 100 sayıya kadar gelmemizin asıl sebebi bıkmamış olmamız. Ekonomik koşullra baksaydık çoktan kapatmıştık ama bir gönül bağı var ve o gönül bağı devam ettiriyor. Bir şekilde hepimiz için bir arad olduğumuz bir yer aynı zamanda. Giderek yayılan bir ağ var ortada. Hepimizi bir arad tutan derginin kendisi.

'YOK OLAN BİR GELENEĞİ YAŞATIYORUZ'
F.Y:
Bir de ‘yok olan bir geleneği yaşatıyoruz’ duygusunu taşıyoruz. Bu da bize romantik sorumluluk yüklüyor. 12 Eylül’ün depolitize ettiği bir kuşağın apolitik olmayan bireyleriyiz. Ve sinemaya dair düşünce üretimi ancak başka bir şeye bağlı olduğunda mümkünmüş gibi bir durum var. Sanki ‘beraber bir şey ortaya koyamazmışsın’ gibi bir durum yaratıyorlar. 80 sonrası kolektif çaba çok azaldı. Yeni Sinema Hareketi de böyle bir oluşum. Yeni yönetmenler filmler yapıyoruz ama bizim dışımızda oluşan yapılar tarafından kontrol ediliyoruz buna dur demek lazım. Biz de böyleyiz. Eskiden olduğu gibi, Genç Sinema, Onat Kutlar, Sinematek... Öyle bir şey kalmadı. Başka hiçbir yapı olmaksızın düşünce üreten bir yapı çok az. Biz böyle bir grubuz.

O zaman kapaklara gelelim: En sevdiğiniz kapak?
S.A: Kendi üretimimiz olduğu için İki Dil Bir Bavul ve Jim Jarmusch kapakları özeldir. İki Dil Bir Bavul’da fotoğraf makinesini aldık, duvara posteri astık ve fotoğraf çektik. O kapağın duygusal bir anlamı var. Jim Jarmusch kapağında da objeler toplayıp siyah beyaz damalı fotoğraf çektik, Coffee and Cigarretes masasının taklitlerini yaptık.

F.Y: Benim de Jarmusch ve Dennis Hopper kapakları favorim. Hopper’ın genç hali, duygusal bir kapak. O gençlikte masumiyet var, yapacağı filmler, alkolik zamanlar, devrim hayali var.. Tüm o duyguları veren bir kapakmış gibi geldi bana. 68 hayali, sonradan çökecek bir hayal

Peki sevmediğiniz kapaklar?
S.A: Çok var. İlk dönemde çok var (Gülüyorlar) Angelina Jolie, Gizemli Nehir, Büyük İskender…

F.Y: İlk zamanlar alternatif film varsa onu kapak yapıyorduk yoksa popüler bir filmi koyuyorduk. Alternatif film şimdi de çok az ama artık kapak yapıyoruz. Çünkü son dönemde internet aracılığıyla filmler izleniyor. Gişeden çok daha fazla kişi o filmleri izliyor. O yüzden kapakları artık vizyonla alakalı düşünmüyoruz. Mesela normalde aylık bir dergi Claude Chabrol kapağı yapmaz. Dünyada da bir sinema dergi yapmaz. Sight and Sound bile yapmaz. Gündemdeki bir filmi yaparlar. Ama biz o anlayıştan şeyden çıktık. Sinefil kültürü yaşıyor sadece görünmez oldu.

Niye kapak yapmadık dediğiniz film var mı?
(İkisi birlikte)
Uzak…

F.Y: Yerine koyduğumuz film de büyük bir filmdi. Arada kalmıştık. Sırt çevirebileceğimiz bir film değildi ama şimdi olsa kesinlikle ‘Uzak’ olurdu.

Altyazı’yı Altyazı yapan şeylerden biri de hazırladığınız dosyalar olmalı. İyi ki yaptık dediğiniz, sizi zorlayan dosyalar neler oldu?S.A: Yeni Hollywood dosyasını çok sevdik. Farklı bir şey oldu, karakterler üzerinden.

F.Y: İşçi Filmleri dosyası da yapmaktan gurur duyduğumuz bir dosyaydı. Ama onda da çok yorulduk. Sırf o filmleri bulmak bile mesai istiyor. Bizi o çok zorluyor. Türk sinemasının büyük problemi arşivcilik zaten. Bize ‘’Niye Türk sinemasının klasiklerini yazmıyorsunuz?’’ diyorlar ama kopyaları yok ki. Verin kopyasını yazalım. Sanki birilerinin hafızasında yaşıyor filmler, Fahrenheit 451’deki gibi. İzlemden yazamayız ki. Ama yavaş yavaş kopyalar temizleniyor, yenileniyor biz de izleyip yazıyoruz.

Sıra geldi 100. sayıya…
S.A: Genellikle 100. sayılarda en iyiler yapılır, bir toparlamadır. Biz de sinema üreten, yazan sinemayla bir ilişkisi olan insanlardan sinemayla ilişkileri üzerine bir şey istedik. Yazı, çizim, anı… Bunlardan oluşan bir albüm oluştu. Onun dışında sevdiğimiz köşelere ‘100 Özel’ler hazırladık, ‘E ile T’, Kara Köşe, İzliyorum gibi köşeler 100. sayı için özel hazırlandı. Okurlardan ve yazarlardan da dergiyle ilgili anekdotlar istedik.

F.Y: Yönetmen ve yazarlardan aldıklarımız müthiş bir şey oluşturdu. Bu ülkede sinema üzerine düşünen, üreten herkes nelerden besleniyor hepsi orada… Aylak Adam var, Onat Kutlar var, Andrey Tarkovski, David Lynch, Yılmaz Güney… Herkes farklı etkileşimlerini yazdı. Biri hayalini yazdı, kimi kapanan bir sinemayı yazdı. Bu ülkede yapılan sinema üzerine antolojik bir şey oluştu. Biri alıp incelesin, üzerine yazsın ve yönetmenlerin nereden ilham adlığı üzerine bir ilham haritası çıkarsın iteriz. Biraz kitap gibi oldu. 3 ay bayilerde kalacak. Kim ne zaman para bulabilirse o zaman alsın… (ntvmsnbc)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder