1 Ekim 2010

Risk artıyor, sahne ringe dönüşüyor

Müthiş oyunlara imza atan Dot'un yeni sezonu yine riskli, yine heyecan verici. 'Kutlama' ile ilk defa açık alana, bahçeye çıkıyorlar. Sonra ise, daha önce yapılmayanı yapıp, sahneyi boks ringine dönüştürecekler. Dot'u yaratan adam Murat Daltaban anlattı.



'Donmuş', 'Sansürcü', 'Böcek', 'Kürklü Merkür', 'Pornografi'... 5 yıl önce kurulan tiyatro topluluğu Dot, her yeni oyunuyla seyredeni sarsmayı, yerinden etmeyi, kendine getirmeyi, kendinden geçirmeyi başardı ve bunu yaparken hayran bırakmayı da ihmal etmedi.

Mekanlarıyla, prodüksiyonuyla, oyunculuklarıyla Türkiye'de daha önce yapılmamış/yapılamamış olanı gerçekleştiren Dot, herhangi bir oyununu seyredene, sevmese bile 'bu başka bir şey' dedirtiyor.

Seyirci kavramı da ortadan kalkıyor çünkü, bir Dot oyunu, seyir zevkinin yanında seyirciyi rahatsız ediyor, kendiyle yüzleşmeye davet ediyor. Tiyatroseverler de, onlardan her yeni sezonda biraz daha fazlasını bekliyor.

Biz de Dot'un kurucusu oyuncu-yönetmen Murat Daltaban ile cesur oyunlarını, risk almayı, yeni sezondaki heyecan verici projeleri ve sürprizleri konuştuk:


Beş yıl oldu. Dot’u hala anlatmak zorunda kalıyor musunuz?
Yok, insanların kafasına iyice yerleşti diyebilirim. Dot, kendi seyircisini oluşturdu. Bir çekirdek kadro oluştu. Kendi içinde de, dışarıda da herkesin kafasına yerleşti. İşler daha kolaylaştı. 5 sene az bir süre değil. 14 oyun yaptık. Birçok sanatçıyla çalıştık. Dot’un seyirciyle ilişkisi başlangıçtan çok farklı artık. Diğer tiyatrolardan hızlı başlıyoruz, hızlı gidiyoruz. Enerjisi yüksek bir tiyatro olduğu için de, seyircide o enerjiyi yarattık. Onlar da artık bize toleranslı yaklaşıyor. Bu avantaj yaratan bir durum.

Beş yıl önce kafanızda olanları hayata geçirebildiniz mi?
Bir Rock grubu gibi düşünüyorum tiyatroyu. Müzik benim hayatımda çok önemli bir yerde. Hep ona benzeterek tiyatronun yerleşme noktalarını bulmaya çalıştım. Oyunları da bir albümün parçaları gibi hayal ediyorum. ‘Pornografi’ diğer oyunlara göre yumuşak ritimli, ‘Kürklü Merkür’ albümün en sert parçasıı, ‘Shopping and F***ing’ deneysel pop bir parçası... Bunlar bir albümün birbirini tamamlayan şarkıları gibi...



Bir gün başka albüm gelir mi?
Olabilir. Her şeyin zamanını doldurma süresi var. Baştan beri hep onu söyledim. Dot, ‘görevini tamamladı’ deyip başka bir şeye başlayabiliriz. Bir gün, doygunluğa ulaştığı an defteri kapatabiliriz. Ama bu başka bir projeye dönmek demektir. Ama şimdi sadece tadını çıkartıyoruz. Zevkli bir süreç... Başarılı olmak bizi motive ediyor. Yorucu ama eğlenceli… Çalıştıkça evrim geçiriyoruz. Başka bir şeye dönüşüyoruz.

''Müzik benim için çok önemli. Müzik oyun ritmimi belirliyor. Oyunları da bir albümün parçaları gibi hayal ediyorum. Oyunu, önce dinleyerek çalışırım. Oyunun ritmini, melodisini oturtmak çok önemli. Çok fazla klip seyrediyorum. Müzik kliplerindeki hız, kamera açıları etkiliyor. Karakterleri çalışırken çizgi roman karakteri gibi hayal ederim, destansı karakterler gibi... Greg Araki filmlerini tekrar tekrar seyretmeyi severim. Sonuçta, bir formül yok, biriktirdiğin şeyler bir şekilde çıkıyor.''

Dot bir cümlede geçiyorsa ‘Cesur’ kelimesi de mutlaka yanına ekleniyor...
Her oyuna başlarken bir tedirginlik olur. Çünkü her girdiğimiz proje riskli. Risk hem avantaj hem dezavantaj… Avantaj çünkü sınırları zorluyoruz, dezavantajı ise, hata yapma olasılığı fazla… Becerememe ihtimali ne kadar yüksekse başarı çıtası da o kadar yüksek oluyor. Onun için de, cesur olmak zorunda kalıyoruz. Aslında ürkerek yapıyoruz ama orada adrenalin var… Başlangıçta cesaret vardı; küçük bir mekanda tiyatro yapılıp yapılamayacağıyla ilgiliydi.

''Rahatsız etmek başka bir riskli nokta. Çünkü çirkin de olabilir. Onun da üstesinden geldik. Bir estetik bütünlüğe ulaştı işler.''

BUNU NASIL SEYRETTİRECEĞİZ?
Yani, bahsettiğiniz cesaret oyunların içeriğiyle alakalı bir cesaret değil.

Dünya muhafazakar bir sisteme doğru gidiyor. Orta sınıf burjuva ahlakının dışına çıktığınız zaman seyirciyle karşı karşıya kalıyorsunuz. Ama asıl cesaret alanları oralar değil. İçerik değil cesaret gerektiren. Örneğin ‘Pornografi’de cesaret noktası metin yapısından kaynaklanıyor. Seyircinin alışık olmadığı bir oyun; iki saat boyunca son derece minimal bir yapı, aksiyonun çok az olduğu, zamanın her seferinde üst üste yığılarak gittiği bir oyun. Benim için cesaret alanı bu. Seyircinin alışkanlıklarının dışına çıkıldığı zaman ilişki kurmak zorlaşıyor. ‘Pornografi’nin metnini aldığınız zaman, ilk soru bunu nasıl seyrettireceğiniz oluyor. Her şey çok sakin, her şey çok durağan... Diyalog bile çok az. Ama onu nasıl seyredilir hale getireceğiz sorusunun cevaplarını aramak zevkli olan. O zaman da başka türlü bir yapı çıkıyor.

Dozu her defasında artırıyor musunuz?
Doz artıyormuş gibi görünüyor ama aslında risk noktalarını başka başka yerlerde aramak aslında bu.

DOT BAHÇEYE ÇIKIYOR, 'KUTLAMA' YAPIYOR
O zaman yeni sezondan bahsedelim biraz…

‘Punk Rock’ ve ‘Malafa’ ile başladık. İki de yeni oyunumuz var. Birincisi ‘Festen/Kutlama’. Dogma filmlerinden, Thomas Vinterberg’in yönettiği bir film. Sinema filminden uyarlama bir oyun yapıyoruz. Çok sağlam bir uyarlama. Tiyatro metni yakınlığı var. ‘Böcek’i seyretmiş olanlar için tersine bir tecrübe diyebiliriz. Provalara Ekim’de başlıyoruz. Ve oyunu Sarıyer’deki Koleksiyon’un bahçesinde sahneleyeceğiz. Buradaki cesaret; seyirciyi oraya getirebilecek miyiz? Oyun o bahçede oynanmalıydı. Bu dediğimi seyrettiğin zaman anlayacaksın. Tiyatro sahnesine sokmak istemiyorum. Başka bir yerde hayal edemiyorum çünkü. O bir ‘Kutlama’, ‘Kutlama’ o mekanda olmalı. İstiyorum ki, seyirci o sürprizle karşı karşıya kalsın. Seyirci oraya zaman ayırsın, oraya girsin istiyoruz. Yani olay dozu artırmak değil, risk noktalarını başka yerlerde aramak…

''Seyircinin her zaman kendiyle karşı karşıya kaldığı noktalar var. Hem toplumsal hem de kişisel ikiyüzlülükler çok fazla. Yüzyılın hastalığı... Bu oyunların en şık tarafı da o. Sana, söylediğin gibi biri olmadığını söylüyor. 'Bir de şu açıdan bak kendine’ dedirtiyor. Çok zekice yazılmış metinler ve çok iyi işliyor.''

Tiyatroyu ilk açtığım günlerden beri yanı başımda olan bir metindi Onu, ne Mısır Apartmanı’nda ne de burada (DotMarsta) sahneleyemezdim. Bahçeyi gördüğüm zaman burada sahneleyebilirim dedim. ‘Kutlama’da eski kadrodan da oyuncular var, yeniler de. İpek Bilgin, Şebnem Bozoklu, Rıza Kocaoğlu Pınar Töre… Çok heyecanlıyız.

SAHNEDE BOKS VAR
Bir müthiş oyun daha var. Çok çok zor. Çok iddialı bir oyun. Edinburgh Festivali'nde seyrettim. (Bu arada ilk defa sahnelediğim bir oyunu seyretmiş oldum, diğer hiçbir oyunumu görmemiştim.) ‘Beautiful Burnout’; bir boks hikayesi. Küçük amatör boksörler arasında geçiyor. Yalnız, çok yüksek performans gerektiriyor. Beş tane oyuncu nerdeyse hiç durmadan boks yapıyor, dans ediyor, hikaye anlatıyor.



Kadro boks çalışmaya başladı bile. Haftada 3 gün, bir boks hocasıyla spor salonunda çalışıyorlar, 3 ayın sonunda becerebiliyorsak, bir 3 ay daha çalışılacak. Çok iddialı bir proje, müthiş bir şey… Kendi kendimize meydan okuyacağımız bir oyun. Ayrıca oyunculukla ilgili ciddi keşifler yapacağımızı düşünüyorum. Bu tarz bir çalışma daha önce olmadı. Bir tane de kız boksör var. Müthiş bir şey. İstediğimiz gibi yaparsak çok iyi olacak.

Çocuklara oyunu anlattım, ‘hemen başlayalım’ dediler, ‘yapamazsınız’ dedim, ‘yaparız’ dediler, şimdi Rocky havasındalar, ‘Eye of the Tiger’ durumunda çalışıyorlar.

Risk yine var…
Her zaman var. Kendimizle savaşacağımız çok şey var bu oyunda. Dediğim gibi, cesaret burada. Yoksa, cesaret oyunun içindeki ensest, eşcinsel gibi temalarda değil. Bunların üzerine konuşmak bile çok yüzeysel...

BİR SÜRPRİZ DE HAKAN GÜNDAY HAYRANLARINA
Peki Hakan Günday'la işbirliği devam edecek mi?

Hakan’la çok uyumlu çalışıyoruz. Malafa’dan iyi sonuç da aldık. Hakan romanı bir tarafa koyup, tamamen yeni bir şey inşa etti. Seyirci tedirgindi, kitaptan uyarlandığı için. Bir de Hakan’ın fanları var. Onları tatmin etmek başka bir şey, bizim seyircimizi tatmin etmek başka bir şeydi. Ama sonuç güzel oldu. Festivaldeki üç oyunda işin sağlamasını yaptık aslında. Geri dönüşler iyi oldu.

''Oyunculuk çok zor… Ben kendimi seyretmekten nefret ederim. O kadar geniş kitlelere kendini seyrettirmek çok rahatsız edici. Mecbur kalmadıkça kendimi seyretmem. Robert Redford, hiçbir filmini seyretmemiş. Ta ki, torunuyla eski bir filmi, ‘The Sting/ Belalılar’a rastlıyor. Torunu, ‘Dede izleyelim’ deyince mecburen seyrediyor. Onu çok iyi anlıyorum. Seyretmek cesaret istiyor.''

SIRA 'KİNYAS VE KAYRA'DA
'Malafa' dışında ‘Kinyas ve Kayra’nın Kayra’sını yazıyor. Zaman geçiyor, Kayra uykudan uyanıyor, yaşlanmış. Benim için yazıyor. Ben oynayayım diye. Tek kişilik yazıyor. ‘O sensin’ dedi bana. Yani Hakan’ın teklifiydi. İkimiz için de çok heyecan verici. Üzerinde çalışıyoruz. Ne zaman ortaya çıkar bilmiyoruz. Romanın altında kalmamak gerekiyor.

Bir de ‘Zargana var. ‘Zargana’yı film yapalım diye tanışmıştık zaten. Onunla da uğraşıyoruz. Uzun vadeli bir proje... Böyle hayaller kurup uğraşıyoruz işte...



DOT OYUNLARI
- Frozen/ Donmuş
- Love and Understanding/ Aşk ve Anlayış
- The Censor/ Sansürcü
- Far Away/ Çok Uzak
- A Paly for Two/ İki kişilik Bir Oyun
- Bug/ Böcek
- Mercury Fur/ Kürklü Merkür
- Blackbird/ KaraTavuk
- The Storyteller/ Hikayeci
- Vur/Yağmala/Yeniden
- Pornography/ Pornografi
- Shopping and F***ing/ Alışveriş ve S***ş
- Punk Rock
- Malafa

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder