23 Ekim 2010

Kavşak'tan dönemeyen iyimserlik

Kavşak Selim Demirdelen'e Altın Koza'da 'En İyi Yönetmen' ödülünü kazandırsa da özellikle inandırıcılıktan uzak hikayesiyle oldukça sorunlu bir film.



Hikayesi bir muhasebe şirketinin merkezinde geçen 'Kavşak', dört karakterin kesişen hayatlarını anlatıyor. Güven, muhasebe şirketinde şeftir. Görünürde mutlu bir evliliği, çok sevdiği bir kızı vardır. Arzu şirkete yeni gelmiştir, kocasından ayrı yaşar. Vedat, meslekten atılmış bir polis ve kızını döven bir ayyaştır. Ve muhasebe şirketinin elemanlarından Haydar'ın büyük bir derdi vardır.


İlk bakışta çok karakterli, şehir insanın yalnızlığını anlatan bir film görüntüsü veren Kavşak, hikaye ilerledikçe Güven karakteriyle birlikte ilgi çekici bir hal alıyor. Güven, dışarıya yansıttığı gibi biri değil. Mutlu bir evliliği ve onu her gün arayan bir kızı aslında yok. Her gün aynı yoldan ıssız sokak boyunca yürür, boş evine girer, üstünü çıkarır, salondaki kanepeye oturur. Her gün aynı şeyi yapar. Her gün aynı yalanın oyuncusu olur. Söylediği yalanlarla 'kaybeden bir karakter' olan Güven filmin seyrini belirleyecek karakter gibi görünür.

Demirdelen'in hikayesini ilgi çekici bir karakter üzerine kurduğunu söyleyebiliriz. Filmin umutsuz, rahatsız edici tonu için hikaye iyi bir zemin sağlıyor. Ama Kavşak'ın hikayesi ilerledikçe, yapı o kadar şiddetli bir biçimde sarsılıyor ki, ilk bölümdeki tondan uzak, televizyon dizileri kalitesinde bir iyimserlikle başka bir şeye dönüşüyor.

Kavşak'ı rahatlıkla iki bölüme ayırabiliriz, ilk bölümdeki kıyıda kalmış karakterler, gerilimli, rahatsız edici yapı yerine ikinci yarıda masal havasında her şeyin çözüldüğü tamamen farklı bir hikaye geliyor.

SEYİRCİYİ İKNA EDEMEYEN İYİMSERLİK
Bir film umutlu bir sonla bitebilir. Umutsuz bir hikaye anlatırken tam zıttına da dönüşebilir. Ama bu dönüşüm için seyirciyi ikna etmeniz gerekir. Kavşak, inandırıcılık bakımından eşine az rastlanır bir başarısızlığa imza atıyor. Güven karakterinin geçirdiği travmayı ve niye bir yalan içinde yaşadığını anlamaya çalışıyoruz ama o kadar travmatik geçmişi olan bir karakteri filmin sonunda nerede bıraktığımızı bile bilmiyoruz. İyilik-vari hareketleri sonrasında onu karısının mezarına götüren şeye de ikna olmuyoruz.

Asıl işlemeyen nokta ise diğer karakterler. Örneğin, polis Vedat'ın değişimine inanmak mümkün değil. 'Kötü' olarak sunulan, kızını döven, karısının psikolojisini allak bullak etmiş bir adam, annesi ölümden dönünce kızının başını okşayan bir adama dönüşüyor. Masallarda olabilecek bu iyimserliği filmin sonuna kadar artarak izliyoruz. Vedat’ın meslekten atılmasına neden olan olayla vicdan muhasebesi yapmaya çalışması da bir o kadar yüzeysel kalıyor.



Arzu'nun ise dedektiflik konusunda gayretini anlamadığımız gibi, tek görevi Güven'in travmasını atlatmasına yardımcı olmak mı karar vermek zor. Yoksa mutsuz, yalnız şehirli bir kadının tek başına çocuğuyla ilgilenmeye çalışırken, bir yandan da alkolik kocasıyla uğraşmasını mı izliyoruz? Aslında, o da, filmin sonunda naif bir tablonun içine giriyor ve 'Küçük kız annesi-babasıyla bir arada olacak' diye sevinecek kıvama geliyoruz!

Kardeşinin ameliyatı için şirketten para çalan Haydar ise bir diğer sorunlu karakter. Tabii böyle bir hikayede, ameliyatın iyi geçeceğine, Haydar'ın başının belaya girmeyeceğine, herkesin birbirine sarılacağına o kadar eminiz ki Haydar da 'işlevsiz karakterler' hanesine yazılmış oluyor kafamızda. Ofisteki kızın varlığından ise bahsetmek zor.

KAVŞAK'TAKİ BELİRSİZLİK
Filme adını veren kavşaktaki olay da zayıf senaryonun bir parçası olarak merkezde kalmayı başaramıyor dahası filmin hikayesine ve karakterlere dair derinlikli bir dünya yaratmaya da yaramıyor.

Kavşak, ikna gücü yerlerde olan bir film. Bu kadar 'kötü' karakter; alkolik, işsiz koca, psikopat koca ve psikopat baba ne oluyor da aydınlanıyor, 'iyi' insanlara dönüşüyor anlamak, inanmak mümkün değil. Herkes mutlu, herkes el ele kareleriyle biten bir filmi unutmak en iyisi galiba...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder