23 Ekim 2010

Kuzey Irak'ta absürd bir bar

Türkiye’de hizmet sektörünün daimi üyelerinden olan Kürtlerin yerine Erbil'de alışveriş merkezlerinde, barlarda, lüks lokantalarda Kürtçe konuşan Afrikalı ve Asyalılar var. Bu absürdlüğün en önemli durağı ise T Bar...



Kuzey Irak’ta bir bar... Bir film sahnesi değil ama bu barda her şey o kadar olağan dışı ki, bir olağan dışılıktan bahsetmek sizi olağan dışı yapıyor. Amerikalılarla, İngilizlerle dolu bir eğlence mekanı: T Bar. Bir film sahnesi olsa casusların, ajanların, afili gazetecilerin uğrak yeri denebilir ama değil. Burası Erbil’de ‘sıradan’ bir bar. Ama coğrafya Irak olunca resim de, bar da normal dışına kayıyor.

Üstünüz arandıktan sonra -bara girer girmez- afallama süreci başlıyor. İngiliz pub’larından ilham almış – ama sadece ilham almakla kalmış barda R&B ağırlıklı müzik görüntüyü tamamlayan unsurların başında geliyor. Çünkü barın asıl müşterisi yabancılar - ya da Erbil vatandaşı sayılacak kadar oralı olan yabancılar demek doğru olur, çünkü oraya en yabancı kalanlar bizdik – ve onlara yaratılan ortam da bu olmalıydı. Ama bu şablon kendiliğinden oluşan bir şablondu. Aslında bu şablon kimsenin umurunda da değildi çünkü herkes oraya eğlenmeye geliyor ve buna sadece bizim gibi ‘yabancı kalanlar’ kafa yoruyor. Barın duvarlarında ise LCD ekranlar var ve orada da aralıksız olarak sesi kısık bir şekilde eski-yeni Premier Lig ve La Liga maçları yayınlanıyor. O maçlar da kimsenin umurunda değil. Eğlenmeye, işten çıkıp kafa dağtmaya gelen kimsenin umurunda değil. Sadece bizim… Çünkü Erbil’de bu kadar Batılı bir mekan görmenin şaşkınlığı içindeyken içeriye dahil oldukça şaşkınlık doz olmaktan çıkıp ruh halinin ta kendisi olmaya başladı.

Kavşak'tan dönemeyen iyimserlik

Kavşak Selim Demirdelen'e Altın Koza'da 'En İyi Yönetmen' ödülünü kazandırsa da özellikle inandırıcılıktan uzak hikayesiyle oldukça sorunlu bir film.



Hikayesi bir muhasebe şirketinin merkezinde geçen 'Kavşak', dört karakterin kesişen hayatlarını anlatıyor. Güven, muhasebe şirketinde şeftir. Görünürde mutlu bir evliliği, çok sevdiği bir kızı vardır. Arzu şirkete yeni gelmiştir, kocasından ayrı yaşar. Vedat, meslekten atılmış bir polis ve kızını döven bir ayyaştır. Ve muhasebe şirketinin elemanlarından Haydar'ın büyük bir derdi vardır.

1 Ekim 2010

Risk artıyor, sahne ringe dönüşüyor

Müthiş oyunlara imza atan Dot'un yeni sezonu yine riskli, yine heyecan verici. 'Kutlama' ile ilk defa açık alana, bahçeye çıkıyorlar. Sonra ise, daha önce yapılmayanı yapıp, sahneyi boks ringine dönüştürecekler. Dot'u yaratan adam Murat Daltaban anlattı.



'Donmuş', 'Sansürcü', 'Böcek', 'Kürklü Merkür', 'Pornografi'... 5 yıl önce kurulan tiyatro topluluğu Dot, her yeni oyunuyla seyredeni sarsmayı, yerinden etmeyi, kendine getirmeyi, kendinden geçirmeyi başardı ve bunu yaparken hayran bırakmayı da ihmal etmedi.

Mekanlarıyla, prodüksiyonuyla, oyunculuklarıyla Türkiye'de daha önce yapılmamış/yapılamamış olanı gerçekleştiren Dot, herhangi bir oyununu seyredene, sevmese bile 'bu başka bir şey' dedirtiyor.

Seyirci kavramı da ortadan kalkıyor çünkü, bir Dot oyunu, seyir zevkinin yanında seyirciyi rahatsız ediyor, kendiyle yüzleşmeye davet ediyor. Tiyatroseverler de, onlardan her yeni sezonda biraz daha fazlasını bekliyor.

Biz de Dot'un kurucusu oyuncu-yönetmen Murat Daltaban ile cesur oyunlarını, risk almayı, yeni sezondaki heyecan verici projeleri ve sürprizleri konuştuk: