24 Eylül 2010

‘Günah gömülü kalmaz, mutlaka ortaya çıkar’

Ayfer Tunç, bu yılın en iyi romanlarından 'Yeşil Peri Gecesi'nde çok güzel bir kadının düşüşünü ve intikamını anlatırken, Türkiye'deki çürümüşlüğe ve ikiyüzlülüğe de ayna tutuyor: ''2010'da pek çok okumuş yazmış insan 'Dersim olayı'nı ilk defa duyuyor. Bu nasıl bir gömmektir, nasıl unutmaktır. Ama hiçbir şey gömülü kalmaz. Günah gömülü kalamaz.''



Türk edebiyatının en güçlü kalemlerinden Ayfer Tunç, yeni romanı 'Yeşil Peri Gecesi'nde toplumdaki ikiyüzlülüğü ve çürümüşlüğü göstermeye devam ediyor.

Tunç, 'Yeşil Peri Gecesi'nde çocukluktaki travmaları, mağdur olmayı, itiraf etmeyi, yüzleşmeyi, düşüşü, çürümeyi ve 'zehirli bir güzelliği' anlatıyor. Ve bunu yaparken her zaman olduğu gibi çok sağlam bir dramatik yapı kuruyor. Hikaye sizi içine aldıkça bir yandan da kendinizi ve yaşadığınız toplumu sorgulamaya başlıyorsunuz.

Tunç'un her kitabı gibi 'Yeşil Peri Gecesi' de klişe deyimle 'tokat gibi' bir roman. Okuduktan sonra uzun süre etkisinden çıkamayacağınız, çok daha uzun süre ise kendinizi düşünmekten alıkoyamayacağınız bir kitap.

Hayatın içinden küçük bir hikaye ile toplumdaki yalanları deşifre eden Tunç, bu 'rahatsız edici' başyapıtını anlattı:

Kitaba İncil’den bir alıntıyla başlıyorsunuz: ‘İçinizde kim günahsızsa, ilk taşı o atsın’
İnsan kolayca yargılamak, hüküm vermek ve hayatı böyle devam ettirmek ister. Halbuki, yargılama kolay bir şey olmamalı. Hele bizim gibi, yüzleşme, itiraf geleneği olmayan, kendini sorgulamayan insanlardan oluşan toplumlarda masumiyeti de suçu da o kadar kolay nitelememeliyiz. Yargılama ve hüküm vermenin kolay bir şey olmadığını hatırlatmak için böyle bir ithaf kullandım. Aynı zamanda bu romanın özüdür. Sonuçta, kitap, ‘genel ahlak’ anlamında yargılanıp hüküm verilmesi gereken bir kadının hikayesini anlatıyor. Ama bu kadını yargılayacak olanların da önce kendisiyle yüzleşmesi lazım. Taşı önce hangimiz atabiliriz? Hepimiz hayatımızın bir yerinde kendimize ne kadar masum olduğumuzu, ikiyüzlü olup olmadığımızı sormuşuzdur. İlginç olan şu ki, bu soruya cevap vermeyiz, gerekçe buluruz. Yani bizim toplumuzun özelliği bu. Türk sinemasında en sevdiğim replik, Şener Şen’in ‘Evet, yaptım ama bir sor, niye yaptım’ repliğidir. Gerçekten bütün karakterimizi deşifre eden bir replik...

Hrant Dink: Cesur adam, zor hayat

''Ya ben tehlikeyi çok sevdim, ya da tehlike beni. Ama inanılmaz derecede de masumdum...'' Tuba Çandar, çok zor bir hayatı, cesur bir adamı anlattı. Hrant Dink'i...



Hrant Dink, Agos'un önündeki kaldırımda 19 Ocak 2007'de vuruldu. Öldürülmesinin üzerinden 3 yıldan uzun süre geçti. Ve şimdi gazeteci Tuba Çandar, hayatı zorluklarla geçen bu cesur adamı anlattı.

125 kişiyle yapılmış ses kayıtlarından oluşan, üç yıllık bir çalışmanın ürünü 'Hrant'. 'Ses'lerden oluşan 'Hrant', Malatya'da başlayıp İstanbul'da sona eren bir hayatı, Türkiyeli Ermeni bir aydının hayatını anlatıyor.

Yaşarken de öldükten sonra herkese dokunan, herkesi derinden etkileyen bir adamın hayatını anlatıyor Hrant... Türkiye'nin gözleri önünde öldürülen bir adamın, bir utancın kitabı aynı zamanda...

Biz de bu etkileyici kitabı Tuba Çandar ile konuştuk. Çandar, üç yılda tamamladığı kitabını hazırlama sürecini anlattı.

‘Bir Hrant Dink’ kitabı hazırlamaya ne zaman karar verdiniz? Süreçten bahsedebilir misiniz?
Hrant’ın hayatını yazmayı daha başsağlığı ziyareti için evine ilk gittiğimde düşündüm. Yaşadığı apartmanın girişine yerleştirdikleri bir masaya Hrant’ın büyük bir fotoğrafını koymuşlardı. Önünde mumlar yanıyordu ve bir de taziye defteri vardı boş sayfaları önümde duran… Tek satır yazamamıştım. Ama o an fotoğrafa baktım ve ''Sana söz veriyorum Hrant, tüm hayatını yazacağım senin'' dedim ona…

13 Eylül 2010

Türkiye sineması en iyi 10


* Anayurt Oteli (Ömer Kavur)

* Umut (Yılmaz Güney)

* Ah Güzel İstanbul (Atıf Yılmaz)

* Sevmek Zamanı (Metin Erksan)

* Bir Zamanlar Anadolu'da (Nuri Bilge Ceylan)

* Uzak (Nuri Bilge Ceylan)

* Beş Vakit (Reha Erdem)

* Kader - Masumiyet (Zeki Demirkubuz)

* Yumurta (Semih Kaplanoğlu)

* Yazı Tura (Uğur Yücel)