26 Ağustos 2010

Bazı fotoğraflar

Bazı fotoğraflar niye sadece 'bazı'larının yıldız olabildiğini (olabileceğini değil) çok iyi anlatır. Aynı fotoğraflar, onların sonuçta 'sıradan insan' olduğunu da hatırlatır. Ama nereden bakarsanız bakın mest olursunuz. Defalarca bakarsınız. Defalarca mest olursunuz...



En hayattan yorulmuş ve boşvermiş haliyle James Dean... Ayakkabı ve elbisesiyle kendini koltuğa bırakmış. Yavaş yavaş ayaklarını yukarıya, kendini boşluğa bırakmış. Ne düşündüğünü asla bilemeyecek olsak da o hissi yakından biliyoruz gibi...



Beyaz tondaki fotoğrafın en beyaz tonu, sinema tarihinin en güzel kadınlarından Grace Kelly.... Bu kadar güzel biri ne düşünüyor ya da o an nereye bakıyor? Sette, hazırlıktan, aralardan sıkılmış gibi. 'Yıldızlar da yalnız'dır klişesi değil, hafif bir gülümseme var zaten. Ama çok hafif...



O, hangi anında, hangi durumda olursa olsun, hangi karede yer alırsa alsın ebedi karizma abidesi. Büyük oyunculuğunu ve 'cool'luğunu her daim yanında taşıyormuş gibi. Bir varendada basit bir kazakla oturduğunda bile bir şey farketmiyor. Spot ışıklarına hiç ihtiyacı yok. Elindeki sigara ve yerde duran kitapla çok şey anlatıyor zaten. Bir yere bakmıyor, çok şeye bakıyor...



O kesinlikle perdenin gördüğü en zarif kadın. Yüzü, fiziği, hareketleri, canlandırdığı karakterler... Ömür boyu sevmek isteyeceğiniz, ömür boyu bakmak isteyeceğiniz bir kadın.



22 Ağustos 2010

Sıradan olmayı seçmek

Sık sık gelir aklıma... Güzelliği, karizması ve hiç geçmeyen etkisi... Ama en çok da, arkasına bakmadan çekip gittiği hikayesiyle...



Greta Garbo... Sadece beyazperdenin değil yüzyılın en sıradışı isimlerindendi. İşin ilginci, bu sıradışılığı, sıradan olmak istemesinde yatıyordu.

Yoksul bir ailenin çocuğuydu. Tezgahtarlıktan mankenliğe kadar birçok işte çalıştı. Tiyatro eğitimi gördü, sinemaya girdi sessiz sinemanın en büyük isimlerinden oldu. Sinemaya ses geldi, o daha da büyük bir isim oldu. 'Mata Hari'den 'Queen Christina'ya, 'Anna Karenina'ya kadar birçok büyük filmde oynadı. Ve popülerliğin zirvesinde, 1940 yılında sinemayı, şöhreti, hayranlarını, spot ışıklarını, Amerikan rüyası'nı, kısaca herşeyi bıraktı.

''Ben milyonlarca erkeğe vefasızlık eden bir kadınım' G.G.

Ve bir daha asla görünmedi. Hiçbir dergiye, gazeteye çıkmadı, magazin basını onu fotoğraflamak için çok uğraştı ama yakalanmadı. Hiç röportaj vermedi; galalardan, toplantılardan, buluşmalardan hep uzak kaldı. Özel hayatıyla ilgili hiç birşey bilinmiyordu. Adresi bile bilinmiyordu. Hayatı boyunca hiç kimseyi umursamadı. Hiçbir gücü önemsemedi. Herkes geri döneceği anı bekledi ama öyle bir şey asla olmadı.

8 Ağustos 2010

Kıskandığım 'şey'ler


Filmleri, romanları, şiirleri, şarkıları, fotoğrafları kıskanır insan. Kurgusal karakterleri, gerçek insanları kıskanır. Çünkü hayatları kıskanır...

Bu fotoğraf da öyle... Bir duygu... Yaşamı geçip giderken kaçırmamanın, zevk aldığın şeyleri yaşamanın, keşke dememenin duygusu...

Paul Taylor Dance Company ile Jordan Matter'in bu ortak projesi, başka amaçla yola çıktı, başka çağrışımlarla dolu belki de; New York'ta kütüphanede, Central Park'ta, Times Meydanı'nda günlük yaşamın kargaşasında, insanların arasında, rutinin tam ortasında dansı fotoğraflayan Matter, modern yaşamın keşmekeşinde bir estetik yaratmış ama fotoğraflara bakınca başka duygular da taşıyor dışarıya...