18 Temmuz 2010

Sinirden bozulan bir gece

İstanbul ya da sadece hayat, biz planlar yaparken, 'dur orada' diyebiliyor sık sık...



Çarşamba günü Simla'yla ayda yılda güzel bir plan yaptık. Esma Sultan'da bir caz konseri, öncesinde de Ortaköy'de bir yemek... Ama bu elit zevklerimize o gece için yer olmadığını daha sonra güzel bir şekilde öğrenecektik.

(Baştan belirteyim, bu bir İstanbul yazısı değil, şanssızlık üzerine söylene söylene yazılmış bir yazı...)

Akşama, İstanbul'da yaşayanların ağzından düşmeyen, ana haber bültenlerinin en sevdiği konulardan olan o meşhur trafikle başladık. Bizim ilk kez böylesine tanık olduğumuz bu trafik yüzünden 45 dakikada gideriz dediğimiz Ortaköy'e 3 saatte varabildik. Bu 3 saatte konuştuklarımızın, sinir bozukluklarının, saçma gülmelerimizin ve söylenmelerimizin henüz başlangıç olduğunu da bilmiyorduk tabii. Arabadan indiğimizde sadece sinirden gülüyorduk. (İşin garibi, o gün başka bir yoldan gitme şansımızı, daha önce de başka bir konsere gitme şansımızı elimizin bilmediğimiz bir yeriyle itmiştik.)


Önce uzun, keyifli yemek planı, sonra 'normal' (bu kelimenin hakkını daha sonra verdik), rahat bir yemek yeme isteği suya düştü. Ardından sadece karnımızı doyuralım, bir şey alalım da yolda atıştıralım nidaları eşliğinde hiçbir şey yemeden konsere girmek zorunda kaldık.

Ama konsere geçmeden önceki kısa otopark masalımızdan da bahsetmek gerekiyor. O gecenin ruhuna uygun şekilde ana caddede girdiğimiz otoparkların hepsi doluydu, ara sokakta bir otopark bulduğumuzda ise bir adam - kendisini gecenin adamı ilan ettik - 'orası dolu, böyle gelin' diyerek bizi kaldırıma çıkarttı. Stresten, yorgunluktan ve aceleden, kaldırıma çıkmanın ve park yapılmayan bir yere, mantarların arasından geçerek araba park etmenin, nasıl denyoca bir hareket olduğunu arabadan uzaklaştıktan 20 metre sonra anladık, geç de olsa. (Bu arada hep çoğul konuşuyorum ama arabayı kullanan kişi olarak stresin ve sinir bozukluğunun aslan payını Simla'nın aldığını söylemeye gerek yok herhalde)

Gece ilerledikçe artan salaklaşma haline bir son vererek otoparkta yer olduğunu öğrenip arabayı otoparka çekmeye karar verdik ama ortaya inanılmaz resimler çıkıyordu. Bir yanda daracık yerde, çöplerin ve mantarların arasından kurtulmaya çalışan bir araba ve diğer yanda hem yolun ortasında deli gibi, gelen araçlara dur çeken, hem de Simla'ya yön vermek için gel gel diye bağıran bir ben...

Neyse, araba otoparka çekildi, sıra bizi kaldırıma sokan adama hesap sorma sırasıydı. Ama işin sinir bozucu tarafı, adam yarım akıllı bir zavallıydı, tek amacı para koparmaktı. Artık konserin önemi falan kalmamıştı, sinirden o yarım akıllı adama - Özellikle Simla kendini tutamıyordu- yarım akıllıca şeyler söyledik. Sonra dönüp dönüp güldüğümüz şeyler...

Şimdi büyük bir istekle, aç, bitap bir halde Laura Fygi dinleme zamanıydı. Yarım saat geç de olsa yetiştik ve ilk defa dinlediğimiz bu güzel sesle sinirimiz biraz olsun yatıştı ama anlamsızca gülmelere devam ediyorduk. Güzel bir konsere gelme şevkimiz yok olmuştu ve konserden zevk almaya çalışıyorduk. Basit bir akşam planı, şanssızlıklarla başka bir şeye dönüşmüştü. Fygi'nin güzel sesi yerini, Ayhan Sicimoğlu ve grubuna bırakınca çimlere oturduk ve böyle sinir bozucu bir gecenin sinir bozukluğunu başka konulardan bahsederek unutmaya çalıştık.

Konser sonrası ilk iş tabii ki bir şeyler yemekti. Sağ salim yedik de... Sonrasında, böyle bir geceye daha birçok şanssızlık yakışırdı ve - post makinesi olmayan yerden bir şey yediğimiz için bankamatiğe koştum, bankamatik hayatımda görmediğim bir kafayı yeme evresindeydi vs... - bunun gibi bir sürü, küçük, günün anlam ve önemini taşıyan bezdiren durum yaşadık. Ama eve vardığımızda yine de kendi adıma güzel bir gece dedim, ironik bir şekilde. Belki de çoğu arkadaşımın eleştirdiği gibi hayata film gibi bakma hissiyatımdan kaynaklanıyordur bu durum. Ama 'After Hours' ya da iyi bir kara komedi seyreden biri meramımı belki daha iyi anlayabilir. Ya da ben kendimi kandıracak kılıf bulmaya çalışıyorum.

Ertesi gün ise sıradan bir gün daha başlamıştı... Sinir bozukluğu geçmişti, sadece gülüyorduk.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder