16 Mayıs 2010

En güzel an...

Bishop, sanatsal gollerinden bahsettikten sonra Cantona'ya soruyor: ''Peki en güzel an?'' Cantona'nın cevabı ''Bir gol değildi'' oluyor. Bishop inanmaz ve ''Hadi ama bir gol olmalı der ve sayar; Arsenal, Liverpool'la FA Cup Finali, Wimbledon... Cantona, ''Hayır'' der ve cevap verir: ''En güzel anım bir pastı''

''En güzel anılar en zor olanlardır''



Ken Loach'ı ve genel olarak bir yönetmeni sevmenin nedenlerinden biri de, film çok iyi olmasa bile, bir hissiyat, bir sahne, bir diyalogla o filmi unutulmaz kılmasıdır. 'Looking For Eric' de öyle filmlerden.

Evet, filmde beylik cümleler, klişeler ve çok umutlu bir son var ama 'En güzel anım pastı' repliği akarken Loach'un sinemasının özetiyle beraber Cantona'nın yalnızlığı birleşiyor ve unutulmaz bir hissiyat geçiyor seyredene.

1 Mayıs 2010

Hayal kırıklığı değil, öfke hissedin!



İşçi sınıfının sorunlarını en iyi anlatan yönetmen Ken Loach ile, Eric Cantona'lı son filmi gösterime girmeden önce konuştuk. Loach, 1 Mayıs ruhuna uygun mesajlar verdi: "Hollywood'un empoze ettiklerine karşı tarafımızı belli etmeliyiz. Amerikan ideallerine karşı çıktığım için özür dilemeyeceğim. Hayal kırıklığı değil, öfke hissedin!"

Sinema ve işçi sınıfı kelimeleri yan yana geldiğinde akla ilk gelen isim hiç kuşkusuz Ken Loach olur. 50 yıllık kariyerinde hep alt sınıfa ait insanların hikayelerini anlatan ve bunu yaparken asla tarafsız kalmayan bir usta.

Loach, ilk filmi ‘Poor Cow’dan itibaren her daim sistemdeki bozuklukları; ülkesinin politikalarını, işçi sınıfının sorunlarını, ‘liberalizmin ezdiği insanlar’ı anlattı ve anlatmaya da devam ediyor. Bulduğu kuşu eğitmek isteyen Billy’nin hikayesini anlattığı ‘Kes’ten, son filmi ‘Loooking for Eric’e kadar bütün filmlerinin merkezine de aynı cümleyi yerleştirdi: Özgürlük.