22 Nisan 2010

'Siyah Beyaz'ın yalnızları...



''Yalnız insanlar hep birbirlerine benzerler.'' (Mutlu Beraberlik, Wong Kar Wai)

İdeallerine bağlı komünist bir ressam (Tuncel Kurtiz); 20 yıldır aynı kadının fotoğrafını cüzdanında taşıyan bir avukat (Erkan Can); karısı tarafından terk edilmiş ve mesleğinden sıkılmış bir doktor (Nejat İşler); yalnızlığı yaşam tarzı haline getirmiş bakımlı, güzel iş kadını (Şevval Sam); ve tüm karakterleri bir araya getiren barın, Siyah-Beyaz’ın sahibi (Taner Birsel)...

Hepsinin ortak noktası ise yalnız ve mutsuz olmaları. Kendini iyi yetiştirmiş, üst orta sınıfa mensup bu insanlar her gece aynı bara giderler; Ankara’nın en ünlü mekanlarından, Siyah-Beyaz’a. Beş karakter de günün - ve hayatlarının - rutinini ve sıkılmışlığını burada biraz sohbet ve içkiyle atmaya çalışırlar. Bu beş arkadaş için günün en rahatlatıcı anları Siyah- Beyaz'daki birbirleriyle geçirdiği zamanlar olur.

Ve hepsinin hayatlarında boşluklar vardır. Ressam Ahmet öfkelidir, geçmişin tatminsizliğini yaşar; Muzaffer, avukatlığı bırakmış sakin bir yaşam sürer ama fazla sakindir; doktor, çocukluğunu, geçmişini özler; Ayten'i yaşam tarzı tatmin etmez; Faruk ise, yıllardır bu barı işletmekten sıkılmıştır ve artık yeter noktasındadır ve bir arayış içindedir.


‘Siyah-Beyaz’, iyi bir çıkış noktasına sahip olsa da devamını getiremeyen filmlerden. Ankara’nın simge mekanlarından Siyah-Beyaz’ı merkeze alan film, yalnızlığı ve mutsuzluğu, mekan ve zaman üzerinden anlatmayı seçiyor ama maalesef bunu başarıyla gerçekleştiremiyor.



Beş arkadaşı da çoğunlukla birbirleriyken ve çoğunlukla Siyah Beyaz’da görüyoruz. Onun dışındaki bölümlerde ise karakterlere ait kişisel detayları izliyoruz. Doktorun yolculuğu, Ayten'in evli bir erkekle olan ilişkisi, Ahmet'in yeni taşındığı apartmandaki komşusuyla olan ilişkisi, Muzaffer'in geçmişiyle tekrar karşılaşması… Bu detayların bazıları etkili olmayı başarırken bazıları hikayeden kopuk kalıyor. Muzaffer'in hikayesi filmin dünyasına işlevsel bir katkı yapıyor fakat Ayten'le ilgili sahneler başka bir filmden kopmuş bağımsız sahneler gibi duruyor.

'Yalnız ve mutsuz insanlar' teması merkezde olsa da, filmde dostluğa sıklıkla vurgu yapılıyor. Bu dostluk, o yalnızlığı ve boşluğu dolduruyor mu, buna da tatminkar bir cevap alamıyoruz.

Finale doğru ise hikayenin ana izleği Siyah Beyaz’ın kapanıp-kapanmaması oluyor. Burada ise hem film için hem de karakterler için en mühim olan öğe, yani Siyah Beyaz’ın ifade ettiği anlam, sadece kelimelerde kalıyor, seyirciye geçen duygu anlamında zayıf bir toparlama kalıyor.



Diyalogların zayıf olması ve karakterlerin çoğu kez bir ‘şablon’un ötesine geçemeyip hayat bulamaması, çok fazla klişenin doğmasına neden oluyor.  Ahmet Boyacıoğlu ilk filmi 'Siyah Beyaz’la ilgi çekici bir yapıma imza atıyor ama beklentilerin altında bir iş çıkıyor ortaya.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder