6 Nisan 2010

Egoyan’dan seksi bir kara film


Kocası tarafından aldatıldığını düşünen bir kadın, adamı denemek için tutulan bir fahişe ve bütün bu şüphelerin altında bir koca… Atom Egoyan, İstanbul Festivali’nde gösterilen son filmi ‘Chloe‘de kuşku, saplantı ve tutku dolu bir hikaye anlatıyor.

Aldatıldığından şüphelenen jinekolog Catherine kocası David’i denemek için sosyete fahişesi Chloe’yi kiralar. Chloe, parasının karşılığı olarak David’i baştan çıkarır ve gelişmeleri Catherine’e aktarır. Ama bir süre sonra çekici Chloe’nin etkisine sadece kocası değil Catherine de girecektir.

İstanbul Film Festivali’nin Akbank Galaları bölümünde gösterilen Kanadalı yönetmen Atom Egoyan imzalı ‘Chloe’ (Büyük Hata), Anne Fontaine’in 2003 yapımı filmi ‘Nathalie’nin serbest bir uyarlaması.

Kocasının flörtlerinden bıkan Catherine’nin oğluyla da iletişimi neredeyse sıfırıdır. Bütün o konforlu yaşamına rağmen Catherine mutsuz ve huzursuzdur. Catherine’nin hayatını derinlemesine sorgulamasına neden olan Chloe, aynı zamanda o rutine dönen evliliğini ve yaşamını da hareketlendirir.


Burjuva ailenin sorunları, orta yaş bunalımı, yıllar geçtikçe cinsel ilişkinin azalması gibi temalar etrafında şekillenen ‘Büyük Hata’, Chloe ile birlikte ikinci bölüme doğru rotasını film noir (kara film)’a ve gerilime çeviriyor.

Catherine, başta kocasından şüphelendiği için kiraladığı Chloe’den kendisi de etkilenir. Onun genç ve çekici vücudu, kocasının da böyle bir güzellikten etkilenmesi düşüncesiyle daha da güçlü bir meta haline, ikili ilişki de üçlü bir ilişki haline gelir. Chloe Catherine’e kocasıyla yaptıklarından bahsettikçe Catherine’nin Chloe’ye olan ilgisi daha da artar. Çekimi artıran Chloe’nin güzelliği mi yoksa kocasının Chloe’de sevdiği şeyler midir? Filmin sonlarına doğru netleşen bu sorunun cevabı zaten karakterlerinin asıl tutkun oldukları şeyler hakkında da seyirciye ipucu vermiş oluyor.

Tutku, saplantı ve kuşku arasında sıkışan bu karakterlerin tahlili filmin meramını açıklıyor dolayısıyla. Catherine’nin asıl isteği ve Chloe’nin asıl isteği netleştikçe hikaye de çözümleniyor. Asıl hikaye, David ve Catherine arasında iken birden Chloe ve Catherine arasında bir hikayeye dönüşüyor. Ve daha sonra oğullarının da dahil olmasıyla iki kişinin başrolde olduğu dört kişilik bir oyun başlıyor.

Öykü ilerledikçe psikolojik gerilim seviyesi ve erotizm de artıyor ve Egoyan, yönetmenliğini bu geçişte ustaca sergiliyor. Fransız Yeni Dalgası, özellikle Claude Chabrol sinemasını hatırlatan öykü bir yerden sonra Alfred Hitchcock sinemasına selam çakıyor.

Mekan kullanımı konusunda çok başarılı olan filmde Egoyan atmosfer yaratmaktaki becerisini de bir kez daha gösteriyor. Filmdeki mekanlar, ev, kafe, muayenehane ve sera mekan olmaktan çıkıp alt metinlerle yüklü işlevsel yerlere dönüşüyorlar. Estetik açıdan, Egoyan’ın en çok 2005 yapımı ‘Where the Truth Lies’ filmine yakın olan ‘Büyük Hata’da oyunculuklar da çok iyi.

Beyazperdenin en yetenekli isimlerinden Julianne Moore, her zaman olduğu gibi - Next, The Forgotten gibi saçmalıkları unutursak!- Büyük Hata’da da muhteşem. ‘Far from Heaven’ (Cennetten Çok Uzakta), ‘The Hours’ (Saatler) gibi filmlerinden antrenmanlı olduğu mutsuz kadın rolünde kariyerinin en iyi performanslarından birini daha veriyor. Ama filmin asıl sürprizi Amanda Seyfried. ‘Mamma Mia’ ve Jennifer’s Body ile yıldızı parlayan Seyfried, Chloe rolünde hem kaybeden hem de tuttuğunu koparan olmayı başarıyor ve iyi oyunculuğuyla güzelliğinin ötesinde de bir şeyler olduğunu kanıtlıyor.

Sonuç olarak Egoyan, ‘The Sweet Hereafter’, ‘Where the Truth Lies’gibi başyapıtlarının yanına çok iyi bir film daha ekliyor. Hem görselliğiyle, hem hikayesiyle hem de oyunculuklarıyla ‘Büyük Hata’yı rahatlıkla festivalin izlenmesi gereken filmleri arasında gösterebiliriz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder