6 Mart 2010

İki erkeğin aşkı ve çok daha fazlası...


Perihan Mağden gerçek hayattan yola çıkarak yazdığı yeni romanı 'Ali ile Ramazan'da hayatın en dibinde yer alan iki erkeğin aşkını, hikayesini tüm gerçekçiliğiyle, doğal olarak en sert haliyle anlatıyor.

Türkiye’nin en cesur kalemlerinden Perihan Mağden, köşe yazılarında olduğu gibi romanlarında da her zaman önümüzde duran ama görmek istemediğimiz, görmediğimiz hikayeleri/gerçekleri anlatıyor, hatırlatıyor...

Mağden, yeni romanı ‘Ali ile Ramazan’da yetimhanede büyüyen ve gazetelerin 3. sayfalarında son bulan iki erkeğin hikayesini anlatıyor. Mağden, ilk sayfadan itibaren Türkiye’nin bütün ataerkil, homofobik, iki yüzlü resmini çekinmeden resmediyor ve klişeleri gerçeğin ta kendisi olarak kullanarak birçok şeyi içimize kazıyor. Aşkı, yalnızlığı, öfkeyi, çaresizliği, aidiyetsizliği, olmayana özlemi…

‘YETİMHANE TAŞ DEMEK, SOĞUK DEMEK, PİSLİK DEMEK’
Gerçek bir olaydan yola çıkan Ali ile Ramazan’ın hikayesi yetimhanede başlıyor. Bütün pisliği ve soğukluğuyla yetimhane, hayata eksiden başlamak için en iyi yer! olarak karşımıza çıkıyor bir kez daha. Çocukluğunu asla yaşayamayan çocukların öksüz ve yetim hayatlarında pislikle tanıştıkları ilk yer belki de. Ali ile Ramazan da hayatlarının başlangıcında bu pisliği yutuyorlar.


Ramazan cami avlusunda bulunup, karakola getirildiği an çocukluğundan vazgeçmiş olsa da yetimhanedeki hayatı 5 yaşında başlıyor. Ali ise annesinin, babasını öldürdüğü ve intihar ettiği günden beri yetimhanededir. Ve Ali ile Ramazan karşılaştıkları günden beri muhtemelen başka ihtimalleri de iyi sonlanmayacak bir hayata başlarlar.

‘’Yetimhanenin kapısına geldiklerinde üzüntüden, sıkıntıdan, mahcubiyetten, iki kara deliğe dönmüş gözlerini Ramazan’ın gözlerine dikip ‘’İbne dedi bize ağbi,’’ diyor Ali. ‘’İbne miyiz biz? İbne mi oldum artık ben?’’

‘’Şşşşt’’ diyor Ramazan. ‘’Kullanma o kelimeyi. İbne mibne diliz oğlum. Sevgiliyiz biz. Tamam mı; aşık olduk işte.’’


Hikayede çok daha fazlası olsa da ‘Ali ile Ramazan’ın aşkı romanda önemli yer tutuyor. ‘Ali ile Ramazan’ın salt bir aşktan öte olan acı aşkı toplumun iki yüzlülüğünün sonuçlarından yalnızca bir tanesi. İstanbul sokaklarında ve hiçbir yerde geçen bir aşk... Adı üzerinde 3. sayfa hikayesi sadece. Bir açmazı, kapana kısılmışlığı, çaresizliği anlatan 3. sayfa hikayeleri... Türkiye’de yaşanan, yaşatılan kapana kısılmışlıkları anlatan 3. sayfa hikayeleri; işsizlik, işkence, tecavüz, geleceksizlik, kimsesizlik…

HER ŞEY RAMAZAN'IN GÜZELLİĞİYLE BAŞLIYOR
Güzel bir çocuk olan Ramazan’ın güzelliği en büyük trajedisi aynı zamanda. Müdürün başına musallat olmasına neden olan güzelliğinin laneti ölene kadar da sürüyor. Hayatı ise Ali ile değişiyor. Başka bir trajedinin kahramanı olan Ali. Böylece Ramazan ile Ali’nin ayrı ayrı hikayeleri yetimhanede başlayan hikayeye, tek bir hikayeye dönüşüyor. Kirli dünyada saf bir aşka, temiz bir hikayeye dönüşüyor.

Yetimhaneden sonra aşklarına darbe vuran ilk şey ise askerlik oluyor. 'Kötülükler listesi'nin başında yer alan askerlik...

''Ulan ne borcum olabilir ki bana hiçbi halt ama hiçbi halt vermemiş buralara? Vatana yani? Varsa da borcumuz ödedik Vatan Caddesi'nde iyi kötü.''

Romanın en acı ve isabetli noktaları oluyor bu cümle. Gerçekten Ramazan ve Ramazanlara ne vermiştir ki 'buralar' bir borçları olsun. Hayata eksiden başlayan, vatanı değil ısınacak bir yeri bile olmayan Ramazanların ne borcu olabilir ki.

Mağden, romanın bunun gibi birçok yerinde göndermesiz, alt metinsiz hikayenin ötesinde bir okuma yapmayı mümkün kılıyor. Çünkü sert bir hikaye Ali ile Ramazan'ın hikayesi. Sadece bölüm başlıklarına bakılarak bile anlaşılabilecek bir sertlik tonu var romanın; dayak, yalnızlık, gasp...



''Sevmiyor işte adamların kadın kokan, çocuk kokan, hele hele bebek kokan evlerini.''

BİR TOPLUMUN İKİYÜZLÜLÜĞÜ...
Romanın her sayfasında hissedilen unsurlardan bir diğeri de ikiyüzlülük. Sadece Ali ile Ramazan'ın hayatına dokunan ya da teğet geçen karakterlerin ikiyüzlülüğü değil bir toplumun ikiyüzlülüğü. Mağden'i okurken, travestileri, transeksüelleri linç eden ama onlarla birlikte olmayı da ihmal etmeyen 'erkek'lerin memleketinde yaşadığımız bir kez daha kafamıza kazınıyor. Yetimhanede de, İstanbul'un arka sokaklarında da, Büyükadalı züppelerde olan ikiyüzlülük.

'SIFIR'IN ALTINDA BİR HİKAYE
Mağden'in hikaye boyunca en başarılı olduğu şey ise bazı insanların ne kadar dipten geldiğini ve daha ne kadar dibe gidebileceğini göstermesi oluyor. Zaten bütün romanın özü de bu kanımca. Ali ile Ramazan'ın hikayesinin başlangıcı da sonu da bu 'sıfır'ın altında olma durumu aslında. 'Sıfır'ın altında kalan Ramazan'ın misketleri ve Ali'nin çocukluğu... Ramazan'ın güzelliği, olmayan hayalleri ve Ali'nin annesi... Ramazan'ın Ali'si ve Ali'nin Ramazan'ı... Ve Ali'nin annesizliği, annesizliği, annesizliği...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder