6 Mart 2010

Bir artı Bir kaç eder?


Roll dergisi kapandığında okurları üzüldüler ama aynı ekip fazla bekletmeden 'ruhu aynı olan' yeni dergileriyle 'sevdiği şeyleri' konuşmaya, yazmaya devam ediyorlar. Sinemadan müziğe, edebiyattan spora günlük hayatta olan her şeyin yer alacağı Bir+Bir'i yaratıcıları anlattı.


Express'in 100. sayısında bir iyi bir kötü haber vermişlerdi. Kötü haber zaten biliniyordu: Roll kapanmıştı. İyi haber ise yeni gelecek dergiydi. ''Taş, başka bir taş olacak, başka türlü yontulup başka türlü şekillenecek'' diye yazmışlardı.

'Sahibinin sesi değil, kendi sesi' diyerek Express'le yola çıktılar. Ve Roll, Post Express, Express derken, 'Godard'ın denklemiyle' 'Bir+Bir' zamanı geldi. Sinema, müzik, edebiyat, tiyatro, spor, yemek, siyaset, felsefe... yani hayata dair her şeyin iç içe olduğu bir dergi.

Türkiye dergicilik tarihinin yüz aklarından Express ve Roll'u çıkaran ekipten Siren İdemen, Yücel Göktürk ve Merve Erol ile dergicilik serüvenlerini ve yeni durakları 'Bir+Bir'i konuştuk:


YOLA ÇIKARKEN...
Siren İdemen: Nasıl başladığımız, niye başladığımız bizim için bir zorunluluktu. Express’e başladık ve 16 sene de devam ediyor. Yola çıkarken tasarladığımız bir şey de yoktu. Bir yayın politikası, bir hedef kitle, hedeflenen bir satış rakamı vs… hiç öyle bir şey yoktu. Sadece söylemek istediğimiz, yapmak istediğimiz şeyler vardı.

Yücel Göktürk: Söylemek istediğimiz şeyler vardı. Bu şeyleri çok kısıtlı bir şekilde daha önce çalıştığımız yerlerde söyleyebiliyorduk. Her istediğimizi yapamasak da şu an ki zamana göre Nokta’da çalıştığımız dönemde biraz daha fazla serbestlik vardı. Söylemek istediğimiz şeyleri söyleyebilmek için bu işe başladık. Elbette bir dünya görüşü çerçevesinde yayın yapmak için bir araya geldik. Niyetimizi söylemenin yolu da her bakımdan tam bağımsız olmaktı. Bundan hiç taviz vermeden bugüne kadar geldik. Bu 16 sene içerisinde hiçbir yerden hiçbir şekilde maddi yardım almadık. Öbür taraftan dergide hiyerarşik bir yapının olmadığı şekilde çalışmak istedik. Ondan da taviz vermedik.

İdemen: Ortaya çıkan dergi kadar o dergiyi nasıl yaptığımız da bizim için çok önemliydi. Ne ilişkiler içinde yaptığımız… 16 yıl içerisinde hiçbir zaman ne mesai saati uyguladık, ne katı bir toplantı, gündem gibi bir şey uyguladık. Ne de son noktayı koyan, kararı veren bir kurul, bir kişi oldu. Yapılan her şeyi herkes okudu. Ama onaylama, oylama gibi bir şey olmadı hiçbir zaman. Buna dergiye ara verme, kapatma gibi kararlar da dahil… Ara da toplantı yapalım dediğimiz de oluyor tabii. (Gülüyorlar)

Göktürk: Sonuçta bir arkadaş grubuyuz. Normalde bir araya geldiğimizde, konuştuğumuzda dergide yer alan, yer alabilecek olan şeyleri de konuşuyoruz. Toplantıda konuşulabilecek her şeyi muhabbetlerimizde konuşuyoruz. Yani bir anlamda hep toplantı halindeyiz de denilebilir.

EN BÜYÜK SORUN DAĞITIM
İdemen:
Dağıtım çok önemli bir sorun ve her zaman da öyleydi. Biz dergilerimizin sadece üç büyük şehirde olmasını istemiyoruz, diğer şehirlerde de üç-beş satmasını arzu ediyoruz.

Göktürk: Dağıtımın tekeli ve dağıtımın dayatması günümüzde daha da vahim durumda.Yeni getirilen uygulamada peşin para veriyorsunuz. Virgül gibi bir dergi bu yüzden kapandı. Birikim gibi önemli bir dergi bayilerden çekildi sadece kitapçılarda satılıyor. Mesele dergisi keza öyle… Bayilerde ancak büyük grupların dergileri yer alıyor neredeyse.

İdemen: Sadece ‘siyasi’ dergiler için değil, bir fotoğraf, bir sinema, bir kültür dergisinin de bayilerde yer alması artık imkansıza yakın hale geldi. Arkanızda bir sermaye grubu yoksa eğer..

Merve Erol: Bu kitap yayıncılığı için de geçerli. Küçük yayınevleri de yok artık. Sayıları azalıyor.

Göktürk: Mehmet Fuat yıllar önce, ‘Dağıtım sorunu çözülmeden, Türkiye’nin kültür hayatında olumlu şeyler olmaz’ minvalinde bir şeyler söylemişti… Ne kadart doğru dediğini her geçen gün daha iyi anlıyoruz.

İdemen: Son 10 yıl içerisinde kaç dergi kapanmak zorunda kaldı sayamayız... Bir de tasarlanıp başlamadan sona erenler var. Yani çoğu kişi için caydırıcı, büyük bir sorun dağıtım. Dağıtımcı çevirmenden, yazardan, herkesten daha fazla para alıyor.

Göktürk: Bunlar bir de okunan dergilerdi. 'Bunlar okunmuyordu' algısı yanlış. Bu dergilerin okuru var. Okur, gazete bayisine gidiyor dergiyi soruyor ama dergiyi bulamıyor. Sorun burada.

'NÖTR DERGİ ALIYORUZ'
Bayiler dışında bir sorun daha var. D&R’lar kitapçıları öldürüyor. Kitapçı ağı daraldıkça siz de derginizi oraya vermek zorunda kalıyorsunuz. Bizim de verdiğimiz yerler arasında D&R da var. Daha önce YAYSAT üzerinden veriyorduk daha sonra doğrudan vermeye başladık. Ama onlar Roll’u almalarına rağmen Express’i almayınca sorduk neden almıyorsunuz diye. Siyasi dergi dediler. Biz ‘nötr’ dergi alıyoruz dediler. Bir kurumun ölçüsü nötr olmak. Biz de şimdi tekrar YAYSAT üzerinden veriyoruz.

'LOS ANGELES’TAKİ İSYAN SİZİ NEDEN İLGİLENDİRİYOR?'
Biz vaktiyle Nokta dergisinde bir özelleştirme dosyası hazırladık. Kaynak Dünya Bankası idi. O dönemde özelleştirme tartışmaları ‘kamu mülkiyeti doğası gereği verimsiz, özel mülkiyet ise verimlidir’ argümanı üzerinden yürütülüyordu. Dünya Bankası uzmanlarının ortak görüşü ise şu; bir işletmenin verimliliği ya da karlılığıyla mülkiyet yapısı arasında hiçbir ilişki yok. Biz bunu yayınladığımızda ertesi gün yukarıdan telefon geldi. Düşünün yani...

Bir de Los Angeles isyanı olmuştu. Biz doğrudan Los Angeles’ta siyah meselesi üzerine görüş aldık. Sene 92 civarı. Uluslararası bir haber yapıyoruz. Hiç unutmuyorum Metin Münir dedi ki; ‘Los Angeles’taki isyan sizi neden ilgilendiriyor?’ dedi. Baştaki konuya geri dönüyorum. İfade özgürlüğü açısından şimdi istediğimiz haberi yapıyoruz ama bu sefer de maddi zorluklar önümüze çıkıyor.

'GÜZEL MÜZİK AMA SÖZ ÇIKMIYOR'
Erol:
Haftalık Express’i bitirmek zorunda kaldığımızda Roll’u çıkarmaya başlamıştık. Uzunca bir süre dünyaya dair birçok şeyi müzikle dile getiriyorduk. Ama Roll son zamanlarda eski tatmini vermemeye başladı.

Göktürk: Kuşak farklılığı da söylenebilir. Biz Roll’a başladığımız zaman aktif müzisyenlerin söyleyecek sözleri, tavırları farklıydı. Ama dünyada diğer gelişmeler o alanı da etkiledi ve öyle bir noktaya gelindi ki güzel müzik ama ‘söz’ çıkmıyor. Dolayısıyla eski tüfekler albüm yaptığında ohhhh diyorduk.

Erol: Yeni yetişenler sese bakıyorlar. O zaman çok avangart bir şey değilse başka bir şeyden beslenmemiş oluyor. Bizim gibi röportaj ağırlıklı bir dergide bu eksiklik olunca başka şeylerden bahsetme şansı da bulamıyorsun.

İdemen: Zaten Roll’daki röportajlarda müzisyenlere hiçbir zaman kayıtları ne yaptın, hangi stüdyoda gibi şeyleri sormuyorduk. Biz onların dünya diliyle ilgileniyorduk. Neler düşünüyor, neler okuyor, neler seyrediyor… vs. bizim merak ettiğimiz buydu. Ama giderek müzik eğlence sektörünün bir parçası haline gelmeye başladı. Ve o müziği yapanlar genç kuşaktan çoğu kişiyle söyleşi yapmak da eziyet haline gelebiliyordu. Çünkü çıkmıyor arkadan bir fikir, derinleşemiyordu. İster istemez zevk de vermiyordu.

Erol: Roll başından sonuna hem kendi zamanını takip eden hem de geçmişi yeniden okumaya çalışan bir dergi olarak kaldı. Öylesi de sevindiriyor.

Göktürk: 100. sayıdan itibaren Roll’u noktalayalım diye konuşmaya başlamıştık. Hatta '111' güzel bir rakam olarak geliyordu, son rakam 111 olsun diye. Fakat 144’e kadar geldik çünkü bir yandan da kıyamıyorduk. Ama ister istemez hoşlanmadığımız bir profesyonelliğe kayıyordu.

Erol: Severek dinlediğimiz hayatta yer almaz denilen isimler dergide yer aldı.

ROLL KAPAKLARI...
İdemen:
Hatta kapaklarda. Mesela Ciguli’yi kapak yaptığımız da millet şaşırmıştı. Biz onu ilginç olsun diye de yapmadık. Çünkü müziğiyle, sesiyle, sesini kullanışıyla çok çok iyiyidi. Okuyucu Ciguli kapağını yakıştıramadı Roll’a. Sonradan Ciguli’ye basından ilgi gösterilir oldu ama orada da karikatür olarak bir bakış açısı vardı.

Erol: Müziğine ve müziğinin kıymetine değildi yani…

İdemen: Ciguli kapağından dolayı satışta düşüş de oluştu. yine de genelde Express’te de Roll’da da kapak konusu satışı çok etkilemedi. Ama mesela Pink Floyd kapakları çok satmıştı.

Göktürk: Ama dönemler önemli. Mesela Jimi Hendrix kapağı inanılmaz satmıştı. Şimdi olsa öyle olur mu, sanmam.

Erol: Gençlerden de öyle etki yapan bir isim yok zaten.

Göktürk: Kapaklarla ilgili ‘hep aynı isimleri kapak yapıyorlar’ eleştirisi geliyordu. Nick Cave her sene bir albüm yapıyorsa ve her sene söyleyecek sözü varsa, biz de onu zevkle dinliyorsak niye yapmayalım kapak. Öyle bir profesyonellik içinde olmadık zaten. Biz zaten özellikle ozanlara takılıyoruz. Dolayısıyla Alevi-Bektaşi ozanlar 144 sayının yarsında vardır. Ama giderek ozanlık da çok geriye çekildi.

Erol: Eleştiriyi yapanlar Tom Waitts var, Bob Dylan var, Nick Cave var ama şu, şu, şu neden kapak olmuyor. Eeee biliyoruz o, kapağı taşıyamayacak.

Göktürk: Son yıllarda müzik dışında kapaklar da yaptık; Oğuz Atay, 68 kapağı, duvar yazıları… Mesela Miles Davis kapağı tek caz kapağı oldu. Yani baktığınız zaman son 1 sene içerisinde müzik kapakları azaldı….

GODARD'IN DENKLEMİ: BİR+BİR
Göktürk:
Yeni dergiye aslında 68’den bağlayabiliriz. Roll’a 68 kapağı yaparken, 68’in 40. yılı üzerine düşünürken ortaya çıktı. Bir yandan da İKSV bizden festival için 68 filmleri seçkisini hazırlamamızı istedi. O dönemde elimizden bir sürü film geçti. O arada adını hep duyduğumuz ama içeriğini çok bilmediğimiz, Godard’ın ‘Bir+Bir’ini izledik ve çarpıldık. Güzel bir buluşma oldu. Aklımızda olan birçok şeyi bir anlamda formüle etmiş oldu. Bir zamandır da başka bir şey yapma fikri aklımızdan geçiyordu ama iki dergi yoğunluğu vardı. Ama bir yandan da onların içeriği bize yeterli gelmiyordu. Ve böylece Bir+Bir fikri oluşmaya başladı ama uzunca bir süre üzerinde konuştuk.

İdemen: Bir+Bir’de mutlaka olsun dediğimiz şeyleri sayısı daha fazla. Fotoğraf, sinema, müzik, edebiyat mutlaka olsun diyoruz. Gündelik hayatımızda ne varsa olsun diyoruz.

FİLM NE KADAR SİNEMAYA GÖNDERMEYSE...
Göktürk:
Roll müzik merkezliydi. Dolayısıyla siyasetin içindeki müziği, müziğin içindeki siyaseti ifade ediyordu. İlla siyaset de değil, tarih, edebiyat ama müzik merkezliydi. Bir+Bir o anlamda merkezsiz, çok merkezli. Öyle bir fark var. Dolayısıyla Roll’un yelpazesi de genişti ama bu daha farklı. Gündelik hayatta dokunduğumuz her şeyle ilgili…

Erol: Godard’ın filminde yaptığı da sinema değil. Film ne kadar sinemaya göndermeyse dergi de öyle…

Göktürk: Godard’ın söylediği şeylerden çekersek, ‘Bir+Bir’ ile ilgili: ‘Komünist toplum tahayyülünü anarşist sağlamaya çekmek’’ Film içinde Rolling Stones var, gerçek kayıtlar var, kara panterler var, alternatif basın var, grafitiler var… Yani sinemasal değil felsefe diyelim… Express’te ve Roll’da bu bakış açısı vardı. Bir+Bir’de de bu var. Bizim ilgi alanlarımızı sınırlamasın diye her şey olsun diyoruz. Express ve Roll’da olmayanlar olsun istiyoruz.

İdemen: Biz o buluşturmaları seviyoruz. Bir fotoğrafçıyla edebiyat üzerine, bir müzisyenle sinema üzerine konuşmayı seviyoruz. Mesela Bir+Bir’de Eric Cantona’nın fotoğrafları var. İyi futbolcuydu, fotoğraf çektiğinde barınma sorunu olanları çekiyor, sinemada Ken Loach ile çalışıyor... fikri, duruşu olan bir futbolcu. Futbolcuyla söyleşi yaparsak başka şeyler üzerine konuşmayı tercih ederiz.

MESSİ'DEN NAOMİ KLEİN'E
Göktürk:
Mesela Boris Vian’ın oyun yazarlığı gölgede kaldı her zaman. Dergide bu da var. Yolda giderken afiş görüyorsun 'Efsane geri dönüyor' diye. Star Wars... Önemli bir film. Dünyanın politik gündemiyle de ilişkili. Peki Star Wars neydi? Ne anlatıyor. Dergi de o da olacak. Maç seyrediyoruz. Messi izliyosun. Maradona’ya geliyorsun. Oradan Che dövmesi, Arjantin meselesi, oradan Naomi Klein, onun filmi, oradan filmde şarkı söyleyen Lhassa… Bir+Bir böyle bir şey…

İdemen: Express ve Roll’la ortak bakış var. Zaten başka bir şey olamaz. Ruhu yine aynı olacaktır. Sadece şekil farklı olabilir. (ntvmsnbc)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder