13 Şubat 2010

‘İnsan kitap’lar önyargıları sorgulatıyor…

Ermeni, Kürt, Alevi, transseksüel, lezbiyen, feminist, türban, HIV pozitif… Bu kelimelere uzaktan bile önyargısı olanlar Yaşayan Kütüphane’ye gitmeli ve ‘insan kitap’lara sadece yarım saatini ayırmalı…



Bir kütüphane düşünün. Yaşayan bir kütüphane… Üye olup girişteki kütüphaneciden bir okuyucu kartı alıyorsunuz. Katalogdan konu başlıklarına bakıyorsunuz. Ve seçtiğiniz kitaba doğru gidiyorsunuz. Kitabınızla tanışıyorsunuz ve yarım saatlik ‘sohbet’iniz başlıyor.

Evet, anladığınız üzere burası bildiğiniz anlamda kitapların olduğu bir kütüphane değil. Burası, insanların önyargılarıyla ve önyargısı olduğu konu ve ‘kitaplar’la karşılaştığı, konuştuğu bir kütüphane.

Toplum Gönüllüleri’nin ilk kez 2007’de hayata geçirdiği ‘Yaşayan Kütüphane’yi projenin başında olan isimlerden Meri İzrail anlattı:

ASLINDA BİR İNSAN ÖDÜNÇ ALINIYOR
‘Yaşayan Kütüphane’ adı üstünde bir kütüphane gibi işliyor. Kütüphane bir benzetme aslında. Her ne kadar burada kitaplar varsa da buradaki kitaplar birer insan. O yüzden ‘Yaşayan Kütüphane’ diyoruz. Okuyucu ‘Yaşayan Kütüphane’den bir kitap seçip aldığında aslında bir insanı ödünç almış oluyor. Bu insanlar da farklı farklı sebepler nedeniyle ayrımcılığa maruz kalan gruplardan kişiler oluyor.


''Örnek kitap başlıkları: Arap, avukat, barmaid, Alevi, Ermeni, Kürt, uyuşturucu bağımlısı, feminist, gay, görme engelli, HIV+, şizofren, lezbiyen, Laz, Yahudi, Roman, Transseksüel, ressam, psikolog, ÖSS/ÖYS dereceli, Türkiye’de yaşayan yabancı''

Fikir bize ait değil. 2000 yılında Danimarka’da ırkçılık karşıtı bir grup tarafından ortaya çıkıyor. Çok tutuyor ve beğeniliyor. Zaamanla yaygınlaştırılıyor. Biz de Toplum Gönüllüleri ve Gençlik Çalışmaları olarak hayata geçirdik. Daha sonra bizden başka yapanlar da oldu. Üniversiteler başta olmak üzere. Şimdi başka örgütler de yapsınlar istiyoruz.

Çok yeni ama yaygın bir aktivite.Şimdiye kadar 100’ün üzerinde uygulama yapılmış. Bu sene ilk kez IF İstanbul Festivali’nde başlıyoruz ve 2010’da beş kez daha yapmayı planlıyoruz.

GERÇEK KİTAPLA KARŞILAŞACAĞINI ZANNEDEN VAR
Çoğu insan içeriye girdikten sonra bile gerçek kitapla karşılaşacağını zannediyor. Şok yaşayanlar da oluyor zaman zaman. Biz de bilgi vermeye çalışıyoruz. Bu etkinliğin insan haklarıyla alakalı olduğundan bahsediyoruz.

Örneğin şizofren kitabın şizofreniyle ilgili bilgi vermekle ilgili değil şizofren kişinin kendi yaşamından bir şeyleri paylaşmasıyla alakalı olduğunu söylüyoruz. Çünkü bilgi vermeyi bekleyen insanlar oluyor. Ama kitaplar böyle bir misyon taşımıyor.

Gelen okuyucu katalogdan başlıklara bakıyor. Transseksüel, HIV pozitif, Ermeni, Kürt, Yahudi…vs gibi başlıklar var. Altında da ön yargılar yazıyor. Okuyucu hangi kitabı istiyorsa kütüphaneciden onu istiyor. Eğer o an o kitap boşta ise - bazı kitaplara fazla talep olduğu için birden fazla bulunduruyoruz.- okuyucunun kaydı yapılıyor, bir okuyucu kartı veriliyor. Daha sonra o kitapla, okuyucu buluşturuluyor. Süre yarım saat ama okuyucunun isteği ve kitabın da onaylamasıyla 15 dakika uzatılabiliyor.

‘DUR, İKNA EDEYİM DE LEZBİYEN OLMASIN’
Alandaki gözlemci arkadaşlar kitabın başına bir şey gelmemesine dikkat ediyorlar. Çünkü orada, insanların maruz kaldığı durumlar üzerinden çok kişisel bir paylaşım var. O kişi kendisiyle ilgili özel şeyler anlatıyor. Öteki kişi de önyargılarını kabul edip oraya gelmiş olsa da şöyle şeyler olabiliyor: ‘’Dur şunu ben bir ikna edeyim de lezbiyen olmasın, sen hiç erkek görmemişsin’’ gibi motivasyonlarla gelenler de oluyor.

Gerilimin olmamasına gayret ediyoruz. Şu ana kadar fiziksel olmasa da hırpalayıcı tartışmalara girmeye çalışanlar oluyor ama kitapların kendileri bu durumu dışarıdan gözlemleyenlerden daha iyi yönetiyorlar. Çünkü gerçek hayatta böyle şeylerle karşılaştıkları için süreci daha iyi izliyorlar. Kitap bittikten sonra isteyen ikinci bir kitap daha alabiliyor.

KÜRT’E KAFAMIZ BASIYOR AMA…
Herkesin önyargıları var. Hiçbirimiz önyargılardan uzak değiliz. Örneğin ‘Kürt’e kafamız basabiliyor ama ‘şizofren’ de arıza yapabiliyoruz. Kütüphanede hepsinin bir arada olmasının da önemi böylelikle artıyor. Biz de projeyi hayata geçirirken kendi önyargılarımızın da ters yüz olduğunu görüyoruz.

''Yaşayan Kütüphane nedir?:
* İnsan haklarına ve insan onuruna saygıyı teşvik eden bir araçtır
* Kişilere ve gruplara karşı ayrımcılığa yol açan önyargılarla ilgili farkındalık yaratmayı ve yapıcı diyaloglara olanak sağlamayı amaçlar
* Günlük hayatta pek fazla bir araya gelme fırsatı bulamayan insanları, kişisel deneyim paylaşımına dayalı bir düzlemde buluşturur
* Kitapları; bir takım etnik, kültürel, mesleki, dini, sağlık, cinsel kimlik, vb. özellikleri nedeniyle, toplumda, haklarında önyargılar bulunan ve bu önyargılar nedeniyle zaman zaman ve muntazaman ayırımcıkla karşı karşıya kalan kişilerdir.''


MAALESEF POLİS BULAMADIK
Böyle bir proje yapmaya karar verdiğimizde bunu daha önce yapanların gittiği yolu izledik. Gençlerle bazı çalışmalar yaparak gençlerin en çok neye önyargı duyduklarına dair birtakım notlar tutmaya çalıştık. Uzun bir liste oluştu elimizde. Uzun listenin hepsini kütüphanede bulunduramazdık. Ayrıca bazı konular diğerlerinden daha öne çıkıyordu onlara öncelik verdik. Bazılarını ise bulamadık. Mesela, ‘polis’ başlığı vardı ama polis bulamadık. Ama polis okuyucularımız oldu.

Bir de ülke gündemiyle ilgili şeyleri bulundurmaya özen gösterdik; Ermeni, türban, Kürt… Böylelikle giderek kısaldı liste. Daha sonra kitap başlıkları da belirlendikten sonra önyargıları belirlemek için mail gruplarına çağrı yaptık; ‘önyargılarınızı yazar msınız?’ diye.

AYRIMCLIK TEK BİR MESELEDİR
Kitap listemizi güncel tutmaya çalışıyoruz. Ama sadece güncellerden oluşan bir kütüphane de yapmak istemiyoruz. Aslında ayrımcılık meselesi tek bir meseledir böyle ciltlendirmemeye özendiriyoruz.

Yurtdışındaki projelerde ‘Türk’ var, ‘göçmen’ var, ‘dövme’ var, ‘punk’ var ama bizimkiyle uyuşan başlıklar da var. Sonuçta her toplumun kendine has önyargıları var. Daha az önyargılı bir toplum olsa keşke…

KİTAPLAR HEP AYNI ŞEYİ Mİ ANLATIYOR?
Hem evet hem hayır çünkü orada etkileşimli bir süreç var. Bazıları her şeye rağmen orada ödünç alma adımını attığı halde nereden başlayacağını, lafa nereden gireceğini bilemiyor. Böyle durumlarda kitaplar açıyor konuyu, ‘neden bu kitabı aldın?’ diye sorunca o da başlıyor anlatmaya… Yani böyle etkileşimli bir durum söz konusu... Bir takım sorular sorulmuyor ama kibarlıktan sorulmadığını fark ediyorsunuz.

Kitaplar üzerinde çalıştığımız standart bir metin yok. Dikkat ettiğimiz birkaç şey var. Bu kitaplar hangi konunun kitabıysa o konuda örgütlü çalışan kişiler aynı zamanda. Bunun şöyle bir avantajı var. O konuda meram anlatmakta zorlanmıyorlar. Ama bir yandan da kendi örgütleri neyse onun tanımını yapmalarını istemiyoruz. Kişi olarak orada olsunlar istiyoruz.

‘ACABA BEN GAY MİYİM?’
Kitaplardan danışmanlık bekleyenler de oluyor. ‘Bende şu belirti var’, ‘acaba ben gay miyim?’ gibi. Soramayan ama sormak isteyen… Kendisiyle ilgili bilgi isteyen veya akıl isteyenlere bunun bu sebeple yapılmadığı da anlatılıyor. Ama ağırlıklı olarak süreci kitaplar yönetiyor. İstedikleri soruya cevap vermeyebilirler..

Projenin asıl amacı günlük hayatta fazla karşılaşma, konuşma fırsatı bulmadığımız, bulmadığımız kişilerle diyalog için ortam yaratmak, sonunda mümkünse önyargılarımızı sorgulamak için bir alan açmak. Yoksa yarım saat kitap okudum önyargılar yok oldu gibi bir durum yok. Ama basit şeyler var; örneğin önyargının önemli bir nedeni yanlış bilgi. HIV’in dokunmaktan bulaşacağını zannetmek gibi… O kadar basit bir noktaya bile hitap edebiliyor kütüphane…

KİTAPLAR İÇİN DE FIRSAT
Bu, kitaplar için de bir fırsat çünkü kitapların büyük bir kısmı dünyadaki en önemli meselenin kendi meselesi olduğunu düşünebiliyor. Mesela bilmem hangi kitapla aynı kefeye konmaktan mutsuz olan konu başlığı olabiliyor. ‘Biz aynı şey miyiz?’ gibi... Kitaplar okunmazken birbirleriyle de konuştukları için öyle bir yararı da olabiliyor.

''En çok sorulan sorular
- Bir feministin kocası ve çocuğu olabilir mi?
- Senin evin nerde?
- Kocan ve çocukların da engelli mi?
- Tanrı var mı ve ölümden sonra hayat var mı?
- Neden içtin ve nasıl bıraktın?
- Sana ne tür korkun şeyler oldu?
- İkinci bir şansın olsaydı, neyi farklı yapardın?''


YARIM SAATTE DEĞİŞTİRMEK…
Projenin empatinin ötesinde dönüştürme gibi bir amacı var ama hemen dönüştürme diye bir şey olmuyor tabii. Hepimiz bu öğretim sisteminden ve medya bombardımanından geçerken birtakım şeyleri öğreniyoruz ve bunlar içselleşiyor ve onları yarım saatte değiştirmek mümkün değil. Ama yine de okuyucular çok çarpıcı şeyler yaşayabiliyor. Tekrar geliyorlar hatta Yaşayan Kütüphane’nin fanları bile oluştu.

ÖNYARGILARINIZLA YÜZLEŞMEK İSTER MİSİNİZ?
Etkinliği yaptığımız yere göre kitap/insanlar da değişiyor. Genel olarak 20-30 arası kitap olabiliyor. İçeride olan biten aynı ama okuyucuları kütüphaneye getirme biçimi farklı oluyor. Kitap fuarında kalabalığın ortasında onları yakalayıp kütüphaneye çekmeye çalışıyoruz. ‘Önyargılarınızla yüzleşmek ister misiniz?’ diyerek. Çoğu, ‘nasıl yani kitaplar mı insan?’ diyor. Umursamadan geçip gidecekken ‘dur bir dakika’ diyerek merak eden var. Ama bu sefer öyle olmayacak. IF’teki mekana gelen insanlar kütüphane için gelmiş olacak zaten. Ama yine de İstiklal Caddesi’nde bir ön ekibimiz olacak. Haberi olmayanları çekmek için. Bu arada eminim polis de gelir bizim için de ilk olur…

PROJENİN ÇIKIŞ NOKTASI KİTAP DEĞİL
Herhangi bir festival alanında böyle bir kütüphane kurmakla gerçek bir kütüphane kurmanın arasında büyük bir fark var elbette. Zaten okuyan bir toplum değiliz. O yüzden bu başka bir şey. Durağan bir metne bakmakla gerçek bir insana dokunmak arasında çok fark var. Şunu da belirtmek gerek; kitapla kıyaslamak yanlış olur. Çünkü projenin çıkış noktası kitap değil. Daha sonra kavramsallaştırdığımız şey kütüphane oldu. Aslında kitaplık bir durum yok.

EN ÇOK SATANLAR
Çok satan kitaplar var. ‘Eski uyuşturucu bağımlısı’, ‘HIV pozitif’, ‘eşcinsel’, ‘transseksüel’. Bunlar en çok giden kitaplar. Yine ‘Ermeni’ çok satanlar arasında. ‘Yahudi’ de fena değil. Az satanlar arasında ‘ressam kitap’ var, onun çok alıcısı olmuyor. Şu gitmiyor şu olmasın dediğimiz kitap olmuyor zaten. Bunun olmasını da istemiyoruz çünkü öyle olursa memleketteki sorunlara kendimizi hapsetmiş olacağız.

PROJENİN HEDEFLEDİĞİ NOKTA
Yaşayan Kütüphane’yi biraz daha eğitim projesi gibi yapmak istiyoruz. Bunu uygulamak isteyen sivil toplum örgütlerini de sürece katıp kütüphane organize ederek Türkiye’nin farklı yerlerinde farklı örgütler bunu yapabilsin diye donanım kazandırmak istiyoruz. Ama bunun için şu an kaynak bulamadık. İstanbul’un farklı yerlerinde meydanlarda olsak diye de düşündük ama Taksim’de bunu yapmaya kalkışsak ‘başımıza bir şey gelir mi?’ diye endişe ediyoruz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder