13 Şubat 2010

Farklı Dünya, ebedi sorunlar…

James Cameron’ın yıllardır beklenen filmi ‘Avatar’ gösterimde. Özellikle görsel efektleriyle beklentileri fazlasıyla karşılayan film ABD’nin Irak savaşını da sert bir şekilde eleştiriyor.



Hikâye, Pandora adlı başka bir dünyada geçiyor. Dünya’nın kaynakları tükendiğinden ‘Dünyalılar’ gözünü buraya dikiyor ve Pandora'nın havasını soluyamadıkları için, akıl bağlantısı aracılığıyla kontrol edilebilen Avatarlar üretiyorlar. Bilim adamları Pandora'da yaşayan Na’vileri anlamaya, onlarla birlikte yaşamayı öğrenirken, şirket ve ordu yeni kaynakların peşine düşüyor. Pandora’da yaşayan, mavi insansı görünümlü Na'vi halkı ise bu yeni kaynakların sömürülmesine engel oluyor.


Cameron’ın bu film için özel olarak geliştirdiği ‘Reality Camera System’, kağıt üzerinde bir şey ifade etmese de izlerken ve filmden çıktıktan sonra kolay kolay etkisinden çıkılamayacak bir derinlik algısı katıyor filme. Özellikle baş karakter Sully'nin Na'viliği öğrendiği bölümler ve finaldeki savaş sahneleri oldukç etkileyici.

Görsel efektler konusunda bir hayli iddialı olsa da ‘Avatar’, işin sadece görsel yönüne yaslanmıyor. Yeni bir dünya yaratırken işin hikaye kısmını ihmal etmiyor. Baştan sona ritmi yüksek, son ana kadar izlettiren, güncel göndermeleri sağlam bir hikaye karşımızdaki.

'Avatar’ın hikayesinin en önemli öğelerinden biri de aşk. Avatar programına gönüllü olan felçli denizci Jake Sully bir Na'vi prensesine aşık oluyor ve zamanla Pandora'yı tüketen insan ordusunun karşısında yer alıyor. Sully, bir askerken zamanla Na’vi ve insan olmaya başlıyor. Na’vilerin içine karıştıkça, onlarını yaşamını öğrendikçe, onların kültürüne ve Neytiri'ye aşık oldukça hiç bilmediği insanlığını da keşfediyor.

TANIDIK BİR HİKAYE…
Hikaye bir yanıyla tanıdık aslında. Amerika’nın Irak ve Afganistan’a yaptığı işgallerin ve dünya var olduğundan beri yaşanan sömürgenin hikayesi....

Cameron, alt okumalara sıkıştırmadan - özellikle filmin son yarım saatlik bölümünde - açıkça ABD’nin 11 Eylül’den sonraki ‘savaşa savaşla karşılık’, 'önleyici savaş’ gibi politikalarını eleştiriyor. Böylelikle Afganistan ve Irak’a yapılan işgaller bir Hollywood filminde daha vuku bulmuş oluyor. Yabancı basında filme ‘vaazcı’ yakıştırması yapıldı ve Sully’nin ‘kurtarıcı’ rolde olması da kutsal kitaplara referans olarak yorumlandı. Filmi buna indirgemek kanımca biraz zorlama duruyor.

Sonuçta sinema tarihinin en yüksek bütçeli filmi unvanıyla bu hafta gösterime girecek olan ‘Avatar’ hiçbir şekilde beklentileri boşa çıkarmıyor ve gerek teknik olarak gerekse hikayesiyle 2009'a damgasını vuruyor. Bu kadar yıl beklemeye değmiş dedirtiyor...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder