13 Şubat 2010

Düşler, tutkular ve travmalar...

Tuttuğun takımla ilgili hayaller kurarsın. Kendinle ilgili kurduklarına benzer. O da kendinle ilgilidir bir anlamda zaten. O hayalleri yaratan, tuttuğun takımı sevmenin bin bir sebebinden her biridir. O sebepleri yok etmek çok zordur. Dışarıdan yok edilmesi imkansızdır. Çoğu şey gibi o da ancak içeriden yok edilebilir.

Yıldırım Demirören bir kez daha Beşiktaş başkanlığına seçildi. İlk kez seçildiği 30 Mayıs 2004’ten beri Demirören Beşiktaş’a uyum sağlayamadı. Organ naklinden sonra bazen yeni organ nasıl vücuda uyum sağlayamıyor ise Demirören de Beşiktaş’ın bünyesine hiç uymadı (kesinlikle ‘uyamadı’ değil) ve bu uyumsuzluk onu hiç rahatsız etmedi. O, yaptıkları ve yapmak istedikleri ile başka bir ‘büyük’ takımın başkanı olabilirmiş. Hırsı ve tutkuları ile onların bünyesine uyum sağlarmış sanki. Ama Beşiktaş’a değil. Beşiktaş, işleyişi, yönetim anlayışı ile hep mütevaziliğin, başarıdan öte olan şeylerin bir toplamı olmuştu. Ta ki Demirören’e kadar. Artık Demirören’in istediği gibi Beşiktaş, diğer ‘büyükler’ kadar büyük. Demirören’in tutkuları yavaş yavaş gerçekleşse de Beşiktaş’ın düşleri yok oluyor hızını arttırarak.

3 bin 272 oyla gelmişti başkanlık koltuğuna. 11 puan öndeyken, şampiyonluğun Fenerbahçe’ye kaptırıldığı yıl gelmişti. İlk fasosunu ilk açıklamasında vermişti. ‘Amacımız Fenerbahçe ve Galatasaray’ın yüzüncü yılında şampiyon olmalarını engellemek’ diyerek başkaları üzerinden ya da başkaları ile çatışan bir yönetim anlayışının emarelerini göstermişti. Çünkü tutkuları çok büyüktü Demirören’in. Hayallerine ulaşması için -mesela Beşiktaş’ı ilk sayfada görmek diğer ‘iki büyük’ gibi- çatışma şarttı. Bu bir savaşa benziyor ve savaşta rakibin kadar güçlü olmalıydın Demirören için. Ve öyle oldu da…

Başkanlığa seçildiği günden itibaren yaptığı olumsuz işlerin arkası hiç kesilmedi, kesilmiyor da. O hatalardan en önemlisinin tohumunu geldiği gün atmıştı. Real Madrid’te büyük şampiyonluklara imza atan Del Bosque ile olumsuz sonuçların ardından sezonun hemen başında yollarını ayırdı. Daha sonra bu anlayış bir gelenek haline geldi ve Beşiktaş’ın sportif anlamda başarısızlığının ve istikrarsızlığının önü açıldı. Del Bosque’nin ardından sırayla Rıza Çalımbay, Jean Tigana ve Ertuğrul Sağlam harcandı. Ve Beşiktaş diğer ‘büyük’ takımlara benzemek konusunda koca bir adım attı. Devamlı teknik direktör değiştiren, her yıl 15-20 futbolcu alıp satan, bir sistem oturtmaktansa günlük manşetleri hedefleyen büyük bir takım. Yöneticilerinin birbirini yalanladığı bir takım…

BEŞİKTAŞ KENDİ TARİHİNDEN UZAK
Tutkular yanıltıcıdır. Bazen tutkulara ulaşmak istenirken düşlerden uzaklaşılır. Hele ki kolektif bir yapının içindeyseniz kişisel tutkular çok yıkıcı sonuçlar doğurabilir. En azından Beşiktaş’ta böyle oldu. En didaktik cümleler Beşiktaş’ı daha iyi anlatıyor artık. Beşiktaş’ın kendi tarihinden, gerçeğinden uzak hali ders niteliği taşır hale geldi.

Peki Demirören neden hatalarından ders almak varken neden aynı hataları tekrar ediyor. Borçlar, doğru olmayan transferler, oturmayan sistem, şişirme, uzun vadeli olmayan ‘zaferler’, ‘korkutan ağabey’ modeli yöneticiler, hakemlere ve rakiplere popülist olmaktan öteye gidemeyen suçlamalar… Her yıl tekrar eden hatalar. Peki neden aynı hatalar devam ediyor. Nedeni belli aslında kişisel tutkular/ iktidar tutkusu. Kişisel tutkular yüzünden uzun yıllardır kirli olan Türk futboluna uyum sorunu yaşayan bir kulüp daha yok olmuş oldu.

SADECE TRAVMALAR YAŞIYOR
Beşiktaş’la özdeşleşmiş şeyler artık Beşiktaş’tan uzaklaşıyor. Beşiktaş artık sadece travmalar yaşıyor. İnönü’de bir genç öldürülüyor. Çarşı kendi yönetimi tarafından susturulmaya çalışıyor. İstifa sesleri ve küfürler sık sık duyuluyor. Futbolcular Beşiktaş’tan ayrıldıktan sonra ‘İyi ki ayrıldım…’la başlayan cümleler kuruyorlar. Yöneticilerden bahsetmeye gerek bile yok sanırım. Kısaca simgesel olan her şey yok oluyor. Geriye sadece travmaların külleri kalıyor ama Anka kuşu misali yeniden doğmayı beklercesine.

Tuttuğun takımla ilgili hayaller kurarsın. Kendinle ilgili kurduklarına çok benzer. O da kendinle ilgilidir bir anlamda zaten. O hayalleri yaratan, tuttuğun takımı sevmenin bin bir sebebinden her biridir. O sebepleri yok etmek çok zordur. Dışarıdan yok edilmesi imkansızdır. Çoğu şey gibi o da ancak içeriden yok edilebilir.

Yıldırım Demirören, Beşiktaş’ı sevmenin nedenlerini yok ediyor. Beşiktaş ile ilgili düşleri yok ediyor. Şimdi bir kez daha başkan seçildi. Olmayacak şeyleri tahmin ediyorum ama daha neler yaşanabileceğini kestiremiyorum…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder